28 Ekim 2013 Pazartesi

Bayram Kaçamağı

Biliyoruz bu yaz çok gezdik gibi gelebilir ama yetmedi, bu yüzden bu şeker bayramını fırsat bildik ve 3 günlük bir kaçamak yaptık. Bir önceki tatil dönüşü gerek iş gerekse özel hayatta yaptığımız bazı koşturmacalar bizi biraz yordu, büyüklerimiz azıcık bayramda kaçtığımız için bozulsalar da bu biraz bizim nefes alma ihtiyacımızdı. Tatille bayram arasındaki 1.5 ay bize gerçekten 1 sene gibi gelmişti. Bu sebeple bu bayram rotamız Kabatepe Orman Kampı oldu. Burası Çanakkale'deki en büyük kamp alanlarından biri, çocukluğumdan beri biliyorum, çok kalmamış olsak da günübirlik kısmını çok kullanmışlığımız var. En son 2004 yılında annemler oradayken, bense staj yaparken bir haftasonu kaçmıştım yanlarına. Çam ağaçlarının altında güzel güzel dinleneceğiz bir yer. Yalnız burası için ufak eleştiriler yapmadan edemeyeceğim. Efendim kamp alanı çok büyük, yaklaşık 2500 kişi vardı bu bayram belki de daha fazla, ama altyapı maalesef yetersiz. Tuvaletler ve banyo özellikle bu kadar kalabalığa kesinlikle yetmiyor ve pis kalıyor. Su akşam herkesin denizden döndüğü saatler olan 6-7 arasında mutlaka kesiliyor, yetmiyor çünkü. Bundan sonra buraya geleceğimiz tarihler mutlaka bu kadar kalabalık olmayacağını bildiğimiz tarihler olmalı, bayram falan mümkün değil. 

07.08.2013 Çarşamba
Arife günü sabah erken saatlerde koyulduk yola, saat 11 gibi Kabatepe'deydik. Buranın girişi Gökçeada Feribot iskelesi ile birleşiyor (bu arada tüm İstanbul bu bayram Gökçeada'daydı sanıyorum 3 gün boyunca feribot kuyruğu vardı). Girişte kaydımızı yaptırıyoruz, elinize bir kart veriyorlar o kartla dilediğiniz kadar giriş çıkış yapabiliyorsunuz. Çadır yeri 20 TL (4 kişi), bununla beraber ekstra olarak elektrik ve buzdolabı alabiliyorsunuz, yalnız biz gittiğimizde buzdolabı kalmamıştı bu sebeple elektrik de alma ihtiyacımız olmadı. Bize G Blokta çadır kurabileceğimizi söylediler biz de gittik oraya kurduk. 

Çadırımızı kurduktan sonra kendimizi hemen denize atıyoruz, kampın o kadar kalabalık olmasına ve o kadar büyük alana göre küçük sayılan bir plajının olmasına rağmen (plaj kendi çapında büyük sadece 2500 kişilik değil :)) çok sakin bir sahili var insanlar iç içe değil, geniş geniş oturabiliyorsun. Sanıyorum 2 saat kadar suda kaldık. Ah bu arada yazmayı unuttum tabi, Kaş - Bodrum tatilinde şnorkel olayı çok hoşumuza gittiğinden gittik su geçirmeyecek sağlam şnorkeller aldık geçen haftasonu. Onlarla sırtımız haşlanana kadar yüzmeye karar vermiş gibi çıkmadan yüzdük durduk ilk gün. Bu arada bir tane minik ahtapot gördük adını da Ahtapot Co koyduk :) Yalnız korkmayın gerçekten küçüktü ve normalde insanların yüzdüğü yerden birazcık uzaktaydı, biz biraz fazla açıldık. Zaten garibim kovuğundan çıkamadı biz gidince. 


Kabatepe Orman Kampı - Denize inerken

Akşam 6 gibi çadırımızın oraya geri geldik, duşa gittik ve bingooo, su yetersiz geldiği için akmıyor. Zor bela yaklaşık 45dk süren çabalarımız sonucunda duş olayını halledebildik. Bundan sonra yemek olayını halletmeye başlıyoruz. Efendim ben biraz deep-freeze kadınıyım her şeyimi orda hazır tutarım, yemeklerimi de hazırlar hazırlar oraya teperim sonra çıkartır sofraya getiririm. Evden gitmeden ice box'a birer kutu kendi yaptığım ve dondurduğum barbunya ve taze fasülye koymuştum. Burada mutfak yok, mutfağınızı yanınızda taşıyacaksınız o yüzden. Bu sebeple her çadırın yanında piknik tüpü mevcuttur burada. Buraya gelirken aklınızda olması gereken bir not olsun bu, tamam mı :) Biz de minik mutfağımızı kuruyoruz hemen, bu arada kalabalık olduğundan masa da kalmamış yoksa burada masalar mevcut ama yetmiyor işte bu kadar kalabalık olunca. Masasız sandalye tepelerinde yemek yemeye çalıştık işte bizde.

Akşamları burada yapabileceğiniz bir şey yok aslında, en fazla kitap okuyabilirsiniz bireysel olarak. Onun dışında bol bol sohbet edebilirsiniz yanınızdakiyle, sonra komşularla kaynaşabilirsiniz. 

Kabatepe Orman Kampı  
Gün batmaya başlayınca koşar adım sahile doğru gidin olur mu, müthiş bir gün batımı manzarası göreceksiniz. Gün battıktan sonra da kaldırın kafanızı ve uzun zamandır görmediğiniz kadar çok yıldız görmeye onların hangileri olduğunu bulmaya çalışın. Ben büyük ayı yıldız takımının nasıl bir şey olduğunu unutmuşum yeniden hatırladım orada. 

Kabatepe Orman Kampı - Günbatımı
Günü batırdıktan sonra limana uğruyoruz, bizimde hedefimizde Gökçeada var günübirlik gidip gelmek istiyoruz ama kuyruk o kadar feci ki acaba geçebilir miyiz ki diyoruz. Limana doğru yürürken bir olaya denk geliyoruz, jandarma falan gelmiş (buralar jandarma bölgesi) orada birazcık ufak çaplı kıyamet kopmakta. Sonradan öğreniyoruz, bir araç sahibi öndeki diğer aracı ile yer değiştirmek isteyince arkadakilerin sinirler iyice gerilmiş. Öğreniyoruz ki insanlar 8-9 saattir orada kuyruktalar. Liman görevlisi ile görüşüyoruz bu kuyruk ne zaman biter falan diye, onlar da hallerinden bezmişler. Bu arada saat başı feribot kalkıyor neredeyse, iki feribot koymuşlar ona rağmen yetmiyor. Sanıyorum arife günü ve bayramın birinci günü durmaksızın çalıştı o feribotlar. Arabaları ve içindeki insanları kaderleri ile baş başa bırakıp çadırımıza geri geliyoruz oturup kitap okuyoruz bol bol biz de :)

08.08.2013 Perşembe
Bugünkü turumuz tamamen tarihi tur, çocukluğumdan beri geziyorum buradaki tüm şehitlikleri itiraf etmeliyim artık karış karış ezberlediğimi sanıyorum ama sevgili kocam daha önce gezmediği için sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra çıkıyoruz yollara. 

Sevgili okurlar biz savaşları sevmeyen, hatta savaşları devletlerin çıkarttığına inan bireyleriz, filler tepinir çimenler ezilir misali olan sadece gencecik insanlara olur diye düşünmekteyiz. Bizce Çanakkale Savaşının da tam adı bu olmalı. Ve bizce bu savaş tarih derslerinde çok da fazla anlatılmıyor. Ben hatırlıyorum ilk kez tarih dersinde (orta okuldaydım galiba) Çanakkale Savaşına geldiğimizde çok heyecanlanmıştım, konu bildiğim konu çünkü nereden baksanız 3-4 yaşımdan beri yazları buralarda koşturuyorum ve büyüklerimden çok şey duymuşum. Yalnız o heyecanım içimde patlamıştı onu çok net hatırlıyorum çünkü iki satırlık bir Çanakkale Savaşı anlatılmıştı ve geçilmişti. Oysa orada neler neler vardı anlatılması gereken. 

Çok uzattım, gezdiğimiz yerleri anlatmaya geçeyim arkadaşlar. Kamptan arabamızla çıktık yola Conkbayırına doğru, orada çok fazla şehitlik var çünkü. Yolumuzun üzerine ilk olarak Mehmetçiğe Saygı Anıtı çıkıyor.
Mehmetçiğe Saygı Anıtı

Üzerinde ise şu söyler yazmakta:

Biz Çanakkale yarımadasından Türklerle savaşarak ve binlerce insanımızı kaybederek kahraman Türk Milletine ve onun eşsiz vatan sevgisine duyduğumuz büyük takdir ve hayranlıkla ayrıldık. Bütün Avusturalyalılar Mehmetçiği kendi evlatları gibi sever, onun mertliği vatan ve insan sevgisi siperlerdeki dayanılmaz heybeti ve cesareti bütün Anzaklıları hayran bırakan yurt sevgisi insanlığın örnek alacağı büyük hasletlerdir. Mehmetçiğe minnet ve saygılarımla. Avustralya Genel Valisi Lord Casey.

Karayörük Deresi Şehitliği; ben sanıyorum buraya ilk kez geliyorum, burası Albayrak Sırtı'nın kuzey kesimi hizasında Karayörük Deresine inen yamacın üzerinde. Burası 2006 yılında yaptırılmış ve çoğunluka Kanlısırt üzerindeki savaşta görev yapan 16. Tümen personelinin şehit olanlarının gömüldüğü bir yer, bu alanda 1153 şehit bulunmakta. (Burasının gerçek şehitlikler arasında olduğunu yeni öğrendim, sembolik bir şehitlik değilmiş)

Karayörük Deresi Şehitliği 

Karayörük Deresi Şehitliği

Kantısırt Kitabesi; Kabatepe'den Conkbayırına giderken Kanlısırtın doğu ucunda bulunuyor burası ve 16. Tümen adına dikilmiş bu kitabe. 


Kanlısırt Kitabesi
Kanlısırt Kitabesinden sonra elimizdeki haritaya göre rotamızı Lone Pine Mezarlığına çeviriyoruz. Lone Pine Mezarlığı; Neden mi Lone Pine (Yalnız Çam) burasının adı, Anzac'lar buraya geldiklerinde burada sadece bir tane ağaç varmış, çam ağacı. Burdaki mezarlıktaki Anzac'ların çoğunun kimlikleri tespit edilmiş, toplamda 1167 gencecik insan yatıyor burada (sembolik de olsa). 


Lone Pine Mezarlığı ve Anıtı
 Burada beni en çok etkileyen aşağıdaki iki fotoğraf oldu.

Bu Çam Ağacı, 25 Nisan 1990 yılında National President of the Returned Services League of Australia Brigadier A.B. Garland A.M. tarafından dikilimiş, özelliği ise 1915 yılında bu ağacın tohumu Çanakkaledeki bir Anzac askeri tarafından Avusturalyaya yollanmış, bu ağaç ise o gönderilen tohumdan olan ağacın tohumu.

Lone Pine Mezarlığı ve Anıtı - dedelerini bulanlar yanına birer plastik gelincik yapıştırmışlar


Johnston's Jolly Mezarlığı; bu anıt kırmızısırtta bulunuyor, adını da Avusturalyalı topçu subayı Albay George Johnston'dan almakta. 1919 yılında yapılmış bir bu mezarlık ve 144 tane asker yatmakta. 


Johnston's Jolly Mezarlığı

Çataldere Şehitliği; Burası da Karayörükderesi Şehitliği gibi gerçek bir şehitlik. Burada Bombasırtı ve Kanlısırt mevkilerinde savaşmış olan 1., 5., 6., 27. ve 57. Alaylardan tespit edildiği kadarıyla 2835 asker yatmakta. Burada beni en çok etkileyen şey yaş 14 yazan bir isimdi, bunun diğerleri gibi 41 olmuş olmasını ancak yanlış yazıldığını düşünerek az da olsa avuttum kendimi, bu kadar acımasız devletler olmamalıydı bana göre. (Hasan oğlu İsmail, yaş 14, Ayaş).


Çataldere Şehitliği

Yarbay Hüseyin Avni Beyin Mezarı; Yarbay Hüseyin Avni bey 57. Alayın Komutanı, 13 Ağustos 1915 günü karagah çadırı yakınında bir obüs mermisinin patlamasıyla şehit düşmüş. Başındaki yazıtta savaş hakkında kısa bilgiler mevcut, ayakucundaki mermer ise alayın sancağı. 


Yarbay Hüseyin Avni Bey'in Mezarı

Bomba Sırtı ve Quinn's PostBurası Bomba Sırtı bölgesi, 57. Alay'a gelmeden az önce. Ben bu aşağıdaki panoyu yeni gördüm, burasının savaş süresinin resmedilmiş hali. Cidden yürek dayanmaz, aradan bir yol geçiyor sağ tarafı Bomba Sırtı sol taraf Quinn's Post. Bir tarafta Türkler bir tarafta Anzac'lar, mesafe mi, sanıyorum 3-5 adımlık bir mesafe ve karınca yuvası gibi şema edilmiş olan siperler. 

Bomba Sırt ve Quinn's Post mevzilerinin iki taraf için de aynı derecede önemli ve vazgeçilmez kılan, bu mevzilerin ikisin de iki tarafın cephe hatlarının tam ortasında bulunmaları ve bütün 1. Dünya Savaşı savaş alanları içerisinde birbirine en yakın mevziler olmalarıydı. Ön siperler arasındaki mesafenin yer yer sekiz metreye kadar indiği bu bölgede bu iki mevziden birinin kaybedlimesi, kaybeden tarafın cephesinin ortadan ikiye yarılması ve cephenin tamamen düşmesi sonucu savaçın kaybedilmesi demekti.
Durmak bilmeyen bir çatışma, bomba ve kesin nişancı düellosu yaşanan bu dipdibe siperlerde bir anlık bile sükunet bulmanın imkanı yoktu. Sürekli birileri vuruluyor, yaralanıyor veya ölüyordu. Bu tehlikeli sırt, onu tamamen ele geçirmek isteyenleri yeni savaş icatları ve taktiklerinin geliştirilmesine itti. Kendini bir hedef haline getirmeden ateş edebilmeyi sağlayan periskoplu tüfekler, sapanla atılan ve kimi zaman kulanılmış konservelerden yapılan bombalar, bombalara karşı kurulan tel ağlar, siperlerin altına doğru kazılıp patlatılan lağımlar gibi icatlar ilk olarak bu bölgede kullanıldı.
Siperlerin birbirine olan görülmemiş yakınlığı, sürekli çatışmanın, tehlikenin ve kanın yanında hiç umulmadık bir şekilde taraflara arasında iletişimi de beraberinde getirdi. En çok acının ve kaybın bu bölgede yaşanmasına rağmen iki taraf da karşı tarafın askerine hem savaç esnasında hem de savaştan sonraki yıllarda "kardeş asker" diyebildi. Bütün bunların sonucunda Bomba Sırtı ve Quinn's Post, Çanakkale muharebelerinin en çok konuşulan, tartışılan, araştırlılan ve hatırlanan bölglerinden biri oldu.

Bomba Sırt


Quinn's Post Mezarlığı

 Kesikdere Şehitliği; Burada Bomba Sırtında şehit düşen askerlerin gömülü olduğu yer ve tespit edilebildiği kadarıyla 1115 asker yatmakta. Burası da gerçek şehitlik. 


Kesikdere Şehitliği 
57. Alay Şehitliği; 1992 yılında Kabatepe - Conkbayırı yolu kenarında, Bomba Sırtı'nın kuzeyinde inşa edilmiş ve tamamen sembolik bir şehitliktir. 57. Alay'ın komutanları da dahil olmak üzere tamamı 25 - 28 Nisan 1915 tarihleri arasında şehit olmuştur. 57. Alay hakkında çok fazla söylenen şey var ve hangisinin gerçek hangisinin asılsız olduğunu anlamak biraz güç, maalesef insanlar bazen çok fazla uçuk hikayeler anlatabiliyor. Tam olarak doğru mu değil mi bilmesem de artık günümüzde de bu alaya saygı olması açısından orduda 57. Alay diye bir birlik yokmuş. 


57. Alay Şehitliği
57. Alay Şehitliğinin girişinde bulunan bu bronz heykel, 10 Eylül 1994'te 108 yaşında vefat etmiş gazi Hüseyin Kaçmaz'a ait, elinden tuttuğu küçük kız ise torunu.

En Yaşlı Gazi Hüseyin Kaçmaz Anıtı

57. Alaya yakın yürüme mesafesinde bulundan bir Anzac mezarlığı daha var biraz yürüyerek keşfetmeye çıktığımızda bulduk Walkers Ridge Mezarlığını. Bu mezarlık savaş sürerken yapılmış ve 1919 yılında tekrar düzenlenmiştir. Kimlikleri tespit edilmiş olan 52 Anzac ve 1 İngiliz yatmaktadır, 12 mezar ise isimsizdir. 



Walkers Ridge'dan dönerken yolun üzerinde gördük Mehmet Çavuş Anıtını. Bu anıt Cesarettepedeki Mehmet Çavuş ve 25 erin anısına yapılmış. Mehmet Çavuş, emrindeki kuvvetle Anzacların bulunduğu bölgeye 7 Ağustos gecesi süngü hücumu düzenlemiş ve bu siperleri ele geçirmiş. Daha sonrada bu siperleri düşmana karşı savunmuşlar, cephaneleri bittikten sonra da taş ve yumruklarla mücadele etmişler. Burada şehit düşen askerlere anıt, ilk kez 1919 yılında bölgede toplanan taşların üstüste konulmasıyla inşa edilmiş ve Atatürk'ün talebiyle 1934 yılında bu anıt yapılmış. 

Burdan sonraki rotamızda Conkbayırı Kitabeleri var. Conkbayırı Kitabeleri, Conkbayırı üzerindeki yolun batısında 261 Rakımlı Tepe bölgesinde yer almaktadır. Gökyüzüne çevrilmiş bir elin parmaklarını sembolize etmekte olan beç adet kitabeden oluşmaktadır. 

1. Anıt 
M.Kemal Atatürk 25 Nisan 1915 sabahı Conkbayırı'na doğru ilerleyen düşmana karşı 57. P.Alayı ile taarruza başlarken ; "Ben size taarruzu emretmiyorum ölmeyi emrediyorum, biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler gelir, başka komutanlar hakim olabilir." emrini vermiştir. Bu coşku ile şahlanan Mehmetçikler taarruzları ile düşman Cesarettepe'ye kadar geri atmışlardır.

2. Anıt 
10 Ağustos 1915 sabahı Türk karşı taaruzu, siperler yakın olduğundan süngü hücumu ile başlamıştır. Düşman donanma topçusunun yoğun ateşi altında cehennemi bir hal alan Conkbayırı'ndaki muharebeler sırasında gözetleme yerinden bir an bile ayrılmayan Anafartalar Grup K. Albay Mustafa Kemal'in bir şarapnel misketi ile parçalanan cep saati hayatıı kurtarmıştır.

3. Anıt 
Düşman kuvvetlerinin, Gelibolu yarımadasının en önemli bölgesi ve doruk noktası olan Conkbayırı'nı ele geçirerek Türk kuvvetlerini ikiye bölmek ve Çanakkale Boğazı'nı ele geçirmek amacıyla giriştikleri devamlı saldırıları kahraman Türk askerinin büyük cesaret ve gayretle yaptığı savunma karşısında başarısızlıkla sonuçlanmışlardır. Bu bölgede cereyan eden muharebelerde Türk ordusu 9200 şehit, düşman 12.000 kayıp vermiştir.

4. Anıt 
Arıburun'daki düşman kuvvetleri, aldıkları takviyeler ile daha da güçlenmiş olarak 6 Ağustos günü Conkbayırı'na doğru yeniden taarruza başlamışlardır. Gece gündüz aralıksız devam eden kanlı muharebeler sonunda iki taraf da ağır kayıplar vermiş ve Türk askeri, düşmanı 9 Ağustos 1915 akşamı Conkbayırı tepeler hattına 25 m . mesafede durdurmayı başarmıştır.


5. Anıt 
19. Piyade Tümen K. Kur. Yarbay M.K. Atatürk 25 Nisan 1915 günü düşmanın Arıburun'a çıkarma yaptığını öğrenince kendi inisiyatifi ile 57. Piyade Alayını bölgeye sevk etmiş, bu arada kıyı örtmesi yapan, cephanesi bitmiş çok az sayıdaki ere yaptıkları süngü hücumu ile kazanılan zaman içinde yetişen alaya mevzi aldırarak, düşmanı Conkbayırı'na ulaşmadan durdurmayı başarmıştır.

Conkbayırı Kitabeleri
Kitabelerin arasında biraz yürüdükten sonra Türk siperleri içerisinden geçerek Yeni Zelanda Anıtının oraya çıkıyoruz. 

Türk Sipeleri 
Yeni Zelanda Ulusal Anıtı 1925 yılında Yeni Zelandalılar tarafından yapılmış. Anıtın üzerinde Yeni Zelanda Seferi Kuvvetleri Anısına - 8 Ağustos 1915 - Dünyanın en uzak ucundan yazısı bulunmakta. 
Yeni Zelanda Anıtı
 Bu anıtın olduğu yerde iki anıt daha var, Atatürk'ün saatinin parçalandığı yerin anıtı ve Üsteğmen Nazif Çakmak Anıtı. Atatürk, Anafartalar Grup Komutanı olarak 10 Ağustos 1915 günü Conkbayırında taaruz emri verdikten sonra tepeden bu alanda harekat alanını izlerken göğsünün sol tarafına bir şarapnel saplanıyor, saati parçalanıyor, şans eseri ona bir şey olmuyor. Bu saat bildiğim kadarıyla şuanda Anıtkabir'de sergilenmekte. İşte saatinin parçalandığı yerde bugün Atatürk Anıtı bulunmakta.

Atatürk'ün saatinin parçalandığı yer
Üsteğmen Nazif Çakmak, Maraşel Fevzi Çakmak'ın kardeşi. Nazif Çakmak, 9. Tümene bağlı 64. Alayda bölük komutanlığı yaptığı sırada, 8 Ağustos 1915 günü Yeni Zelandalılara karşı savaşırken şehit düşmüş, söylenene göre anıtı tam şehit düştüğü yere yapılmış. 


Üsteğmen Nazif Çakmak Anıtı
Burdan çıktıktan sonra Kabatepe Müzesine doğru yol alıyoruz, yolumuzun üzerinde Kemal Yeri Kitabesine denk gelince burada da bir süre durup bilgileri okuyoruz. Sancak Tepenin güneyinde bulunan bu kitabe Mustafa Kemal'in karargah olarak kullandığı yerlerden biri. Mustafa Kemal'in 3 Mayıs 1915'te verdiği meşhur emrin bir bölümü yazıyor bu kitabe üzerinde. 


"Benimle Beraber burada muharebe eden askerler kesinle bilmelidirler ki bize verilen namus görevini eksiksiz yapmak için bir adım geri gitmek yoktur.Uyku,dinlenme aramanın,bu dinlenmeden yalnız bizim değil,bütün milletimizin sonsuza kadar yoksun kalmasına neden olacağından hepinize hatırlatırım".


Kemal Yeri Kitabesi
Kemalyerinden çıktıktan sonra Kabatepe Müzesine geldiğimizi düşünüyorz. Arka tarafa park etmişiz arabayı, labiren gibi bir çatıdan yürüyerek ana kapıyı buluyoruz ben kendi kendime müzenin bahçesini çok değiştirmişler derken aslında kendimizi Kabatepe Simülasyon ve Tanıtım Merkezinde bulmuşuz haberimiz yok. Müzeye ne oldu diye sorduğumda aldığım yanıt yıktılar yerine bunu yaptılar. 7 Haziran 2012de yapılmış burası, peki müzedekiler nerede dediğimizde altta iki katta sergileniyor yanıtını aldık. Bu arada da bize simülasyon gösterimine bilet verdiler (bayram nedeniyle ücretsizdi, normal zamanlar için yetişkin 13TL, öğrenci 3TL olmak üzere fiyatları var, bunlar 2013 fiyatları). Ben çok üzülerek söylemeliyim ki hayal kırıklığı yaşadım, simülasyona girmedik üstelik daha. -2 ve -1. katları geziyorum ve daha önce müzede sergilenen şeylerin hepsini arıyorum, bulamadım maalesef. Talat Göktepe'nin yanmış eşyalarını bulamadım (Talat Göktepe 1994'te Arıburnu - Anzak savaş alanında çıkan yangında, söndürme çalışmaları sırasında hayatını kaybetmiş o dönemin Orman Bölge Müdürü, benim ağaç sevgisine sonsuz saygı ve hayranlık duyduğum insanlardan). Sonra gözlerim Salim Mutlu'nun müzesinden getirilen eşyaları aradı bulamadım (Salim Mutlu için yazacaklarımı Simülasyon Merkezi için ayırdığım bu bölümde geçiştiremeyeceğim, yeri ayrıdır onun). Müzeyi(!) gezip tekrar danışmanın oraya geldik kıza ilk sorduğum Salim Mutlunun eşyaları nerede oldu, bilmiyorum yanıtını aldım. Ben o moral bozukluğu ile simülasyona girdim. Toplamda 11 salon var, hoşuma gitti açıkçası bu kısım. Tek tek salonları aşağıda yazıyorum, maalesef burada video ya da fotoğraf çekimi yapamadık, yasaktı. 

1. Salon - Harbe giriş
2. Salon - Nusrat
3. Salon - İtilaf devletlerinin deniz muharebe planları
4. Salon - Mecidiye tabyası
5. Salon - Kara muharebeleri hazırlık
6. Salon - Dönüm noktası
7. Salon - Siper muharebeleri 
8. Salon - Gökkubbeden Gelibolu
9. Salon - Çanakkale geçilmez
10. Salon - Hatıralar
11. Salon - 1915'ten günümüze

11. Salona kadar tüm ön yargılarım gitmişti, ama 11. salonda o kadar çok reklam vardı ki canım çok sıkıldı, yooo sanmayın öyle normal ürün reklamı falan değil, blogumuza siyaset karıştırmak istemiyorum, burası bir gezi yazılarının bulunduğu platform çünkü. Bu konuya girmeden burada kapatıyorum konuyu. Giderseniz ne demek istediğimi anlarsınız. 

Buradan çıktıktan sonra Alçıtepe Köyüne geçiyoruz, birazcık akraba ziyareti gibi olacak aslında bizim için. Kısaca anlatayım;

Babaannem 9 yaşında Romanya'dan geliyor ailesiyle ve devlet onları buraya, Alçıtepe'ye yerleştiriyor. Ancak o kadar yoğun bir kan kokusu varki (savaş sonrası yıllar) dayanamıyorlar ve ordan da göç ediyorlar, Silivriye geliyorlar. Buraya kadar her şey normal aslında. 1970 yıllarda babam işi gereği sürekli şehir dışına şantiyelere gitmeye başlıyor. O günlerden birinde babaannem babama diyor ki, Alçıtepede benim bir ahretliğim var (ahretlik nedir derseniz, Trakya ve Balkanlarda insanların çok samimi arkadaşlarını hitap etme şekli bu, bir nevi kankardeş), kocasının müzesi varmış onun da adı Fatma diyor. Babam da gidip buluyor. İşte 1970lerin ortalarında tanışıyoruz sanıyorum onlarla, Bakkal Salim ve eşi Fatma Mutluyla. Tabi ben daha yokum o tarihlerde piyasa. Salim Mutlu Özel Harp Koleksiyonlarının bulunduğu yerde eskiden ahretbabamın bakkalı da vardı, sanıyorum şimdi market olmuş orada. Aynı zamanda evleri pansiyondu, o avluyu da çok severdim ben, o zaman bana çok kocaman gelirdi ama sanki bugün gittiğimizde biraz ufak geldi gözüme sanıyorum büyüdüm artık. Önce müzeye uğradık Nermin Ablam bakıyor artık oraya, giriş ücreti 1 TL. Müze önünde oturduk sohbet ettik biraz. Kabatepede Müzesinden konuştuk, onların bildiğine göre bir oda yapmışlar ama biz o odayı göremedik, inşallah yapmışlardır. Çünkü zamanında Kabatepe Müzesi kurulurken bireysel müze bırakmamacasına toplamışlardı her şeyi, hepsinin tek bir yerde olmasını istemişti devlet o zaman ama gene de ahretbabamın müzesi baki kaldı, eskisi kadar çok şey olmasa da içinde - bakmayın öyle dediğime hala çok şey var ama eski halini de gördüğüm için az geliyor işte bana.


eskilerden - Salim Mutlu

Ahretbabam 17 Şubat 2004 yılında yumdu gözlerini dünyaya. Çocukken bana çok aksi gelirdi ama sanki iyiydi arada bakkaldan şeker verirdi bize. Oraya giderdik yazları bizi denize götürürlerdi. Alçıtepe denize uzak bir yer neticede toplanıp beraber gittiğimizi hatırlıyorum. Müzeyi gezdikten sonra ahretannemin yanına geçiyoruz biraz da onunla hasret gideriyoruz. Ahretannem artık pansiyon işletmiyor, çok uzun yıllar oldu ama iki kızının da pansiyonu var, yolunuz oraya düşerse eğer ve oralarda kalmak isterseniz de bir bakın derim Yılmaz Pansiyon ve Kale Pansiyon'a.

Aile ziyaretlerimizden sonra yolumuz Abideye dönüyor, orayı da geziyoruz. Şehitler Abidesi Morto Koyu önündeki Hisarlık Tepe üzerinde yer alan bir anıt, 1960 tarihinde açılmış. Burası her geldiğimde farklı bir görünüme sahip oluyor, özellikle temsili mezarları her sene değiştiriyorlar galiba. 


Şehitler Abidesi

Şehitler Abidesi

Şehitler Abidesi - Meçhul Asker Mezarı; Savaş sırasında bir Anzac askeri tarafından Türk askerine ait olan kafatası 2003 yılında Türkiye'ye iade edilmiş. 

Burda da biraz dolaştıktan sonra kamp alanımıza geri dönüyoruz, gün boyu belki denize gireriz diye düşünüyorduk ancak olmadı çok da içimizden gelmedi açıkçası. Kampa gidince kendimizi hemen denize attık, gün batana kadar denizde kalmak gerçekten çok eğlenceli bir durum. Saatlerce şnorkellerle yüzmek ve denizin içini görmek ne hoş bir şey :)

Akşam olunca biz gene çadırımızı geliyoruz yemek yiyip tekrar limana iniyoruz, bu da bize iyi eğlence oldu doğrusu elimize bir de çekirdek alsaydık tam olacaktı :)) Gittik oturduk limana son arabaları son vapura bindirdik geri geldik oturduk sandalyelerimize kitaplarımızı okuduk :) 


Kabatepe Orman Kampı

09.08.2013 Cuma
Biz dün akşam limana gittik ya sebebimiz vardı aslında, son arabanın vapura bindiğini görmek bizi biraz sevindirmişti dedik ki yarın sabah ilk vapurla geçeriz artık kesin dedik. Yılmaz sabah erkenden kalkıp arabayı limana götürüp gelecekti daha sonra biz de ilk vapur saati olan 8'de limana gidip arabamıza binip vapura girecektik. Ama evdeki, yani çadırdaki hesap çarşıya uymadı, geceden insanlar akmış bildiğiniz sıraya, biz ilk vapurla değil ikinci vapurla geçebildik adaya. Aaaa bu arda kampta sabah misafirimiz vardı, takdim edeyim kendisini kirpi George :))



Kabatepe Orman Kampı



Kabatepe - Gökçeada Feribotu
Geçerken ben çok farklı bir şey hayal ediyordum aslında ama çok da umduğumu bulmadım. Bozcaada seyahatimizde limanın dibindeki şehir merkezi gibi bir şehir merkezi hayal etmiştim ama öyle değilmiş, liman şehir merkezine 7km uzaklıktaymış. Gökçeada'ya gidecek olanlara tavsiyem arabasız gitmeyin zorlanırsınız. Biz tabi yol bilmez iz bilmez insanlar olarak elimizde ufak bir Gökçeada haritası, arabamızda da bir navigasyon bir şekilde rotamızı çizdik. 


Gökçeada Haritası

Rotamızı ilk olarak Aydıncık plajının olduğu yere çeviriyoruz, orada denize gireriz diye düşünüyorduk lakin burada kite-surf ve surf yapanlar var ve çok fazla dalga var. Burası ayrıca bildiğiniz bir kamp yeri olmuş ama gelenlerin hepsi Bulgaristan ve Romanyadan :) Her yerde karavan var hepsi Bulgaristan ve Romanya plakası, bir göçmen olarak hoşuma gitmedi değil tabi :) 


Aydıncık Plajı

Aydıncık Plajı

Burada denize giremeyeceğimizi anladığımız için yolumuzu Lazkoyuna çeviriyoruz. Gökçeada'da gezi şöyle geçiyor benim için (evet daha yolun başındayız biliyorum) dağ tepe gidiyoruz gidiyoruz sonra ayyy ne güzel bir kooooyyyy diye denize dalıyoruz :))) Laz Koyu ve bundan sonra gittiğimiz diğer koylarda da aynı şekilde olduk. Aydıncıktan sonra bildiğiniz dere tepe düz gittik sonra bir tabeladan denize doğru yola saptık. Ne yalan söyleyeyim ben çok güzel olacağını düşünmedim Aydıncık oldukça rüzgarlı ve dalgalı olunca burası da öyledir sanıyordum ama kendimi koşa koşa attım denize. Deniz çok durgun dalgasız ve berrak, bıraksanız saatlerce kalırım. Burda biraz yüzdükten sonra başka bir koy bulmaya çıkıyoruz, giderken karşımıza Uğurlu Plajı çıkıyor. Burası Uğurlu Köyüne yakın bir plaj tesadüfen milli eğitim bakanlığının tesislerinin oraya denk geliyoruz. Tesis güzele benziyor, plajı da çok güzel. Tabi ki gelir gelmez hemen denize giriyoruz, Laz Koyuna nazaran derin bir deniz sığ yeri çok az. Burda bir tane mürekkep balığı gördük biz adını Squid koyduk :) Bundan böyle bizim Ahtapot Co'muz Kirp George'umuz ve Mürekkep Balığı Squid'imiz var :)

Bundan sonra denize girmekten yorulmuş bir çift olaraktan Gökçeada`nın meşhur Rum köylerine gideceğiz. İlk önce Tepeköye gidiyoruz birazcık acıktık ve yemek molası vereceğiz, durağımız Barba Yorgo. Burası bir Rum tavernası aslında ama tabi gündüzleri de açık. Barba Yorgo`nun kendine ait bir üzüm bağı var ve buradan fabrikasyon olmayan el yapımı şaraplarından alabilirsiniz. Burada nefis bir yemek yedik doğrusu. Yemek konusunda uğrayabileceğiniz yerlerden biri burası bizce.


Barba Yorgo


Barba Yorgo - Gayri Milli İçecek ve Milli İçecek :)

Barba Yorgo

Burdan çıkıp Zeytinliköye geliyoruz. Zeytinliköy adanın sanıyorum en cafcaflı köyü, merkeze oldukça yakın bu sebeple bir çok tursitik mekan burada. Burda kahve ve tatlı olayına girecektik herkes gibi rotamız Madamın yeriydi ancak sonradan vazgeçtik ve Panayot Ustanın mekanına girdik ve meşhur dibek kahvemizi içtik. Tatlı için Barba Hristoya gittik ama maalesef hiç tatlı kalmamış yaşlı Hristo kapının önüne sandalye koymuş oturuyordu artık mecbur geri döndük birazcık köy sokaklarında dolaştıktan sonra merkeze gidip efi badem kurabiyelerimizi alarak feribotla kamp alanına geri geldik :)



Zeytinliköy

Zeytinliköy

Geldiğimizde güneş batmak üzereydi yemekten sonra dinlenmeye çekildik zira yarın sabah eve dönüş yolunda olacağız.

10.08.2013 Cumartesi
Sabah her sabah gibi erken uyandık kahvaltı edip komşularımızla vedalaşıp yola çıktık, amacımız hem son gün trafiğine kalmamak hem de eve bir gün önceden gelip son günü dinlenerek geçirmek. Sabah erken çıkma nedenimiz de geze geze gitmek. Kamptan çıkıp Anzac koyuna doğru yola koyuluyoruz sırasıyla şehitliklere bakıp Anzac koyunda biraz fazla oyalanıp Küçükkemikli Burnuna gidiyoruz. Buradaki deniz gerçekten çok güzel tabiki de giriyoruz :) 


Küçükkemikli Burnu

Küçükkemikli Burnu

Küçükkemikli Burnu

Nasıl tarif etsem bilemedim ki berrak pırıl pırıl buz gibi, yani sabah sabah insanın uykusunu açan cinsten ve balık sürüleri ile dolu. Burda da şnorkellerle dalıyoruz sürekli zargana falan var sürü halinde geziyorlar. Denizanaları hep kirli ve sevimsiz denizlerde olur sanıyordum yani Marmara bilirsiniz böyledir kirlidir ve denizanaları vardır ama burda bir tane güzel bakmaya doyulmayacak cinsten bir denizanası vardı sanki okyanustakiler gibi mavi renkleri vardı, tam yanında minik bir balık vardı ona eşlik ediyordu biraz uzaktan izledik birazcık korktum açıkçası kuyrukları ne kadar uzundu göremiyordum çarparsa zehirli midir bilemedik, zehirliyse de ne yapmamız gerektiği konusunda da tecrübemiz yoktu. Aslında tam da bu linkteki gibi bir şeydi.

Ne var ki burdan da yola çıkma vakti geldi. Yola koyulduktan sonra daha önce hiç gitmediğim iziçin Anafartalar Şehitliğine ve Bigalı köyüne geçiyoruz. Büyük Anafartalar Şehitliği ufak bir şehitlik, içerisinde bir de ufacık bir müze var azıcık burada da gezindikten sonra Bigalı Köyüne geçiyoruz. 


Büyük Anafartalar Şehitliği

Büyük Anafartalar Şehitliği
Ben birazcık heyecanlandım burda, hep böyle olurum Atatürk`ün evine gideceğim ya içim böyle pırpır. Bu arada Opet Gelibolu Yarımadasına el atmış Tarihe Saygı projesi kapsamında bazı düzenlemeler yapmış hoş olmuş. Köy meydanına geliyoruz arabayı park edip tabelaları takip ediyoruz. Ben şimdi evi görünce çok mutlu oldum birden, hep fotoğraflarda gördüğüm ev tam karşımdaydı sarı iki katlı minik ev. Müze girişi 1 TL, minik bir ev çok bir özelliği yok aslında ve Atatürk de burada çok kalamamış cephede olduğu için. Ev küçük ya hemen bitti avluya çıktık buraya da panolar yapmışlar geze geze okuyorsun okur yazar kocam hepsini tek tek okudu bense o havayı soludum severim avlusu olan yerleri birazcık hayal kurdum savaş olmasa mesela bu ev ne güzel bir evmiş acaba burda kim oturuyordu eskiden öyle aniden inşa edilmemişti ya sanki tam hayalimdeki ev aslında bir gün bizim de olur mu ki diye düşündüm düşündüm... 


Bigalı Köyü - Atatürk'ün Karargah Evi

Bigalı Köyü - Atatürk'ün Karargah Evi

Bigalı Köyü - Atatürk'ün Karargah Evi

Bigalı Köyü - Atatürk'ün Karargah Evi

Bigalı Köyü - Atatürk'ün Karargah Evi

Bigalı Köyü - Atatürk'ün Karargah Evi

Bigalı Köyü - Atatürk'ün Karargah Evi

Artık gitme zamanı köyden ve Çanakkaleden ayrılıyoruz artık. Gitmeden tabiki de domates depoluyoruz, Gelibolu yolu üzerindeki tezgahlardan birinden aldık hepsini. Yaşlıcana bir teyzeydi fabrikasyon olmayan domateslerden aldık, teyze dedi ki bunun tohumunu annem ekmiş küçükken, yani sanıyorum en az bir asırlıktır o tohum, ayırır ekersem tutarmış ayırdım baharda ekeceğim. Tatlarını kokusunu almak isterseniz fabrikasyon tohum almayın hakikisi varken dimi :) bu arada Gökçeada'dan da pembe domates aldık eciş bücüş ama enfes bir tadı var. Kışlık domatesleri depoladıktan sonra rotamız Kömür Limanı, burası Gelibolu'nda Fındıklı Köyüne yakın bir koy. Gitmeden araştırdık yolu çok kötü olduğu için çok kalabalık olmuyor sakin sessiz müthiş bir koy diyordu, dalgıçlar gelirmiş hep falan. Fındıklıdan sonra 6-7km kadar gittik ama nasıl gittik ne siz sorun ne biz diyelim bildiğiniz patika. Biz de nasıl bir heyecan anlatamam tam kıvrılıyoruz koya doğru tepeden gözüküyor sessiz bir yer beklerken şemsiye cümbüşü var aşağıda a-aaaaa ne kadar kalabalık diyorum sanki bi biziz akıllı oraya gelecek gibi :) gittiğimiz ennnn kalabalık koydu , çok net. Yolu olmamasına rağmen böyleydi nolur yolu yapmasınlar. E tabi gelir gelmez giriyoruz denize, burası dalış olarak çok meşhur ama umduğum kadar çeşit görmedim ben sanıyorum tüple dalınca var tüm o çeşitler, sadece su çok güzeldi çoook soğuktu ama tertemizdi.         


Kömür Limanı