26 Temmuz 2012 Perşembe

Likyaaaaa


14.07.2012 YOLCULUK BAŞLASIN

Nihayet 1 senedir beklediğimiz, aslında geçen sene deniz tatili yapmadığımız için 2 senedir beklediğimiz tatilimiz geldi çattı. Saat 17:00de evden çıkıp Ulusoyun servisiyle Basın Ekspressteki Ulusoy/Varan Tesislerine gittik. Otobüsümüz saat 19:00da hareket etti. Yaklaşık 12 saat süren otobüs yolculuğundan sonra nihayet Fethiye'ye varıyoruz. Otobüsle yolculuk yapmayı seviyorum özellikle Ege tarafına gitmeyi; çünkü gece binip sabah gözlerimi Egenin o yemyeşil yerlerinde açtığımda kendimi cennette gibi hissediyorum. Sabahın ilk ışıkları ile birlikte kahvaltı servisimiz geliyor ve o eşsiz yeşilliklerden geçerken kahvaltımızı yapıp saat 07:00de Fethiye terminaline iniyoruz. Yalnız ufak bir sorunumuz var, otele giriş yapabileceğimiz saat 14:00 ancak biz saat 07:00de geldik bile.

15.07.2012 ÖLÜDENİZ

Erken indiğimiz için otogardayken oteli arıyoruz, belki erken check-in yapma şansımız olur diye. Bizi çok samimi bir şekilde otele çağırıyorlar, odaya giremesek bile çantalarımızı bırakabileceğimizi kahvaltımızı yapabileceğimizi söylüyorlar. Bizde otogarın çıkışında olan minibüslere doğru gidiyoruz, burda taksiler çok çok pahalı 10dklık yol için 50tl istiyorlar. Bunu bildiğimizden dolayı hiç taksilere yanaşmıyoruz. Ölüdenize giden minibüse biniyoruz kişi başı 5tl verip otele yakın bir mesafede iniyoruz. Otelimiz Noa Hotel Ölüdeniz Resort Belcekız plajının olduğu yerde. Evet çok çok lüks bir otel değil hatta hemen yanıbaşımızda olan Belcekız Oteli ile kıyasladığınızda vasat kalıyor da olabilir ancak inanılmaz derecede anlayışlı, yardımsever ve güler yüzlü bir personele sahip. Ayrıca da büyük ve temiz bir otel. Sabah 8 gibi otelde olmamıza rağmen hem kahvaltı yaptırdılar hemde 1 saat içinde odamızı teslim ettiler bize. Daha önce Kıbrısta gittiğimiz tatil köyünde erken geldiğimiz için odamızı teslim etmişlerdi ancak akşama kadar aç kalmıştık bu sebeple ilk artıyı burdan aldılar benden :) Odamıza yerleşmeyi beklerken üstümüzde sürekli paraşütle atlayanları izledik durduk. Evet bu hafta biz de uçacağız, buraya esas gelme nedenimin aslında paragliding olduğunu söylersem sanırım onları gördüğümde neden heyecanlandığımı anlarsınız :)

Üstümüzden tandem paragliding yapanlar

Odamıza yerleştikten sonra ilk işimiz plaja gitmek oldu. Otelin kendine ait plajı var Ölüdeniz tarafında, Sun City Beach Club olarak ancak biz ilk önce Belcekıza gideceğiz. Belcekız daha dalgalı ve Ölüdenize nazaran biraz daha temiz ayrıca da soğuk bir suya sahip, bu sıcakta da ılık bir suya girmek çok hoş olmazdı :) Birkaç saat denizde kaldıktan sonra otele dönüp öğle yemeğini yiyoruz sonrasında da biraz kestiriyoruz, yol yorgunluğu var ne de olsa :) Akşam üstü 16:00 gibi tekrar denize :) Bu arada unutmadan burda plajlar ücretli, Belcekıza giriş ücreti ödemiyorsunuz ancak şezlong ve şemsiye parası veriyorsunuz, 2 şezlong 1 şemşiye toplamda 18tl. Akşam 19:00a kadar plajda duruyoruz, o kadar temiz ve serin bir suyu var ki çıkmak istemiyor insan. 


Belcekız Plajı
19:30da akşam yemeği başlıyor otelde, akşam yemeğinden sonra otelden dışarı çıkıyoruz; her sahil kentinde olan barlardan, hediyelik eşya satan dükkanlardan oluşan bir çarşısı mevcut. Orada gezinip yamaç paraşütü yapabileceğimiz firmayı arıyoruz. Esas baktığımız aslında Ikarus'tu ancak kapanmış sanıyorum şuanda buranın en büyüğü, geldiğimiz andan itibaren sürekli havada paraşütlerini gördüğümüz Gravity ile görüşüyoruz. Aslında ilk olarak bilgi almak istemiştik yani en azından ben öyle biliyordum birden bire rezervasyon yaptık yarın sabah için :) 10.45 uçuşuyla göklere çıkıyoruz yarın sabah. Hemen ufak bir fiyat bilgisi vereyim, kişi başı uçuşlar 160tl, uçuş sonrasında fotoğraf ve videoları veriyorlar sadece fotoğraflar 60tl sadece videolar 60tl eğer ikisini birden alırsanız 100tlye veriyorlar. Aynı akşam tekne turu için de rezervasyon yaptık, Salı günü de tekne turuna katılacağız. Biz 6 adalar turu yaptık hem kısa olmasını istedik hem de Marmarise kadar çıkmak istemedik, 6 adalar turu kiş başı 30tl. 6 adalar turunda gidilen yerler: Kelebekler Vadisi, Akvaryum Koyu, Gemiler Adası, Soğuk Su, Deve Plajı. Bunun dışında daha uzun olan 12 adalar turu var bunda da kişi başı fiyat 60tl. Bu turda Göbün Koyu, Klopatra Hamamı, Tersane Adası, Yassıca Adası, Kızılada ve Samanlık Adaları.
Rezervasyonlarımızı yapıp tekrardan otele döndük. Bu arada otel hakkında söyleyeceğim çok şey var ancak bu tatil sayfası için ayrıca bir teşekkür kısmı oluşturacağım.

16.07.2012 TANDEM PARAGLIDING MACERASI

Dün akşam yazdığım gibi bu sabah tandem paragliding yaptık. İnanılmaz keyifli bir uçuş oldu ama öncesinde karmaşık duygular yaşadım itiraf etmeliyim. Gravity ekibinin bürosuna gittiğimizde tuhaf bir gerginlikle beraber tedirginlik, korku ve heyecan aynı anda ortaya çıktılar. Ufak bir minibüsle Babadağına çıkmaya başladık, yanımıza 3 pilot oturdu ben içlerinde en yaşlı olan Mustafa Pilotla uçacakmışım, çok sevindim çünkü inanılmaz tatlı bir sohbeti vardı bu işi çok çok uzun yıllardır yaptığı her halinden belliydi. Tam emin olmasam da sanıyorum yarım saatlik bir yolculuk sonrasında atlama noktasına vardık. Yol boyunca Mustafa Pilotun konuşmaları kendinden emin hali bana çok iyi geldi gayet neşeli çıktım dağın tepesine. Amaaaa minibüs ani bir manevrayla yolun sonunda dönüş yapıp park etti ya ben bittim o anda :)) sanki 2 adım sonrası uçurumdu, tabiki o kadar kısa değildi ama ben inanılmaz ürktüm desem yalan olmaz. Minibüsten iner inmez Yılmazın beraber uçacağı pilot hemen hazırlıkları yaptı ve onlar uçuş için hazırlandı bense olduğum yerde sanki mıhlanmıştım. Onların kalkmasına yakın beni de hazırladılar artık arkamda kocaman bir oturakla dolaşıyordum :) Bu arada durmadan kemerleri çekip sağlam mı değil mi diye kontrol ediyorum manyak gibi. Yılmaz uçmadan gittim öptüm onu nolur nolmaz ya son kez görüyorsam :)) Yılmaz pilotu Atilla ile beraber bir koşuda çıktılar havaya onlar havalanınca ilk söylediğim ohh çok şükür oldu :) iki adım sonrasında kolaycacık kalkılıyormuş meğersem dedim :) Mustafa pilot da beni hazırlamıştı uygun bir rüzgar bekliyorduk, Yılmazlardan 10-15dk sonra biz de uçtuk. Nefesimi tutmuşum farkında değildim şimdi gidiyoruz dedi biraz yürüyüp çok az koştuk sonra havalanınca koltuğa oturdum; ancak oturduktan sonra nefes almaya başlamışım :) Bunu pilotum söyledi sanırsam adrenalin bu olsa gerek :)))
Veeee gördüğüm manzara enfesti, bu gerçekten yapılmaya değer bir şey kesinlikle yapılması gereken bir şey!! Bu konuda Mustafa Piota kocaman bir teşekkür borçluyum havada beni korkutmamak adına yaptığı her hareketi anlattı "şimdi dönebilmek için şunu yapacağız, şu ufak paraşütü açmam gerekiyor biraz sarsılacağız ama güvendeyiz" gibi, uçuş alanında ne kadar saçmaladıysam artık adam da korkmuş belli ki :)) Bir süre sonra kendimi havada gayet normal hissettim yani sanki hep havada yaşıyormuşum gibi oldu o arada bana Yılmazı gösterdi uzaktan onu izledim :) Sonra Kelebekler Vadisi, Ölüdeniz, Lagün, Gemiler Adası, 12 adalar bunları izledik karşıdan. Sonra acaba yunus görebilir miyiz diye denize baktım bir süre hatta biraz ilerimizdeki paraşütün gölgesini kocaman balık sandım sonra çok güldüm bu halime. Sonra Yılmazı izledik gene inişe geçmişlerdi onu görmeye çalıştım iniş yaparken. 15-20dk sonra bizde inişe geçmeye hazırlandık, dönüş yaptık olduğumuz yerde alçalabilmek için. Hız ve rüzgar o kadar güzel çarptı ki yüzüme bitsin istemedim ama sürekli döndüğümüz için başım döndü biraz :)  Sonunda inmek istemedim aslında keşke hep havada kalsak dedim :) Ne kadar kaldık yukarda bilmiyorum galiba 20-25 dk kadar. Çok yumuşak bir inişin ardından artık yerdeydim.
İnanilmaz güzel bir olay yapmadan gelseymişim çok pişman olurmuşum, buraya gelen herkesin mutlaka ama mutlaka yapması gereken bir aktivite.


Yılmazın uçuşu da aynı şekilde geçmiş ama sürekli beni sormuş durmuş pilota kalkmışlar mıdır nasıldır bir sorun var mıdır diye hatta pilot nolcak abi sana kız mı yok diye de dalga geçmiş benim canımla :))) Bir de sağolsun Atilla Pilot biraz atraksiyon yapmış ona epey dönmüşler havada daha ilk kalktıklarında daha bi heyecanlı geçmiş. Tüm gün boyunca birbirimize kendi deneyimimizi anlattık durduk, denizdeyken tepemizde uçan insanlara baktık biz de uçtuk diye konuştuk durduk :) iyiki yapmışız!!
Bu arada uçuştan sonra Ölüdenize geçtik dün Belcekız tarafındaydık suyu soğuk ve dalgalıydı, Ölüdeniz kısmı dalgasız durgun ve sıcak bir yer. Çok sevmedim o yüzden, ayrıca suyu çok durgun olduğu için diğer taraftan daha kirli duruyordu. Hatta o kadar ki fotoğraf bile çekmemişiz oralarda :) Unutmadan Ölüdeniz'e giriş ücretli, kişi başı 5tl öğrenci 2.5tl ve pek tabi şemsiye ve şezlonglar ücretli 2 şezlong ve bir şemsiye 18tl.

17.07.2012 ÖLÜDENİZ TEKNE TURU (6 ADALAR)

Pazar akşamı ayarladığımız gibi bu sabah tekne turuna çıktık. Sabah 10:00da hareket etmesi gerekiyordu ancak biraz gecikmeli kalktı. Tekneye ilk biz binmiştik bu sebeple üst kata çıkıp hemen üstü kapalı alanda 2 tane minder kaptık :) Gölge olmalıydı çünkü ben hemen haşlanabilen bir insanım anında kıpkırmızı olurum ve tatilin sonraki kısmı bana zehir olur. Tekne kalktıktan sonra ilk durağımız Kelebekler Vadisi. Burayı çok merak ediyordum aslında vadinin içine girip kelebek görmek istiyordum ama içine girmedik sadece denizinde yüzdük. Burası maalesef kirlenmeye yüz tutmuş çok temiz bir denizi yok. Kelebekler Vadisi hakkında ufak bilgi vermek gerekirse burası bir kamp yeri aynı zamanda. Her şeyden uzak olacağım diyorsanız buraya gelip çadırlarda ya da bungalowlarda kalabilir ekolojik tatil yapabilirsiniz. Burada henüz elektrik yok, jeneratör ile elektrik sağlanıyor. Buraya Ölüdenizden tekne ile varış yapabiliyorsunuz ya da Faralya Köyünden kara yolu ile de gelebiliyorsunuz ancak deniz yolu ile gelmek daha güvenliymiş öyle diyorlar. Burada nadir görülen kelebekler yaşıyor aynı zamanda. Eğer içerileri gitseydik şelaleleri de görecektik. Bu arada şelalelere kadar gitmek isteyenler için ücret bilgisi verelim hemen kişi başı 4tl verip giriş yapabiliyorsunuz.

Kelebekler Vadisi

Teknemiz burada yaklaşık 1 saat kadar kalıyor ve biz 1 saat suyun içerisinde yüzüyoruz, suyu durgun Belcekız gibi dalgalı değil, dibi taşlı büyük taşları var bu sebeple yüzerken dikkat etmeniz gerekiyor. Buradan sonraki rotamız Akvaryum Koyu. Aynı zamanda öğle yemeği molamızın olduğu nokta. Burası gerçekten çok güzel deniz masmavi su soğuk ve serinletici ayrıca da derin. Tabi adından da anlaşıldığı gibi balıkçıkların çokça olduğu bir yer. Yemekten önce suya giriyoruz bir güzel serinliyoruz. Tabi ben güzelim sakarlıklarımdan birini yapıp hemen ayağımı yakında olduğunu fark etmediğim o güzel kayaya çarpıp bir güzel sıyrıklanıyorum acıyor ama olsun :) Yarım saat kadar yüzdükten sonra tekneye çıkıp yemeğimizi yiyoruz. Bu koyda ve Kelebekler Vadisi hariç diğer uğradığımız tüm koylarda sevmediğim tek şey jet ski, banana gibi şeylerin hemen teknenin dibinde bitiyor olması. İnsanlar onlara biniyor, seviyor ancak bana göre son derece tehlikeli bu durum çünkü teknenin yanında insanlar yüzüyor ve özellikle jet ski yapmak isteyen acemi kişilerin de yüzenlere çarpıp kazalara sebebiyet verme ihtimali oldukça yüksek. Yemekten sonra bu koyda Yılmaz tekrar denize giriyor bu sefer elinde bir dilim ekmekle beraber, balıkları besleyecek :)

Akvaryum Koyu

Teknemiz buradan hareket edip hemen karşısındaki Aya Nichola Adasına geçiyor, yani Gemiler Adasına. Aya Nikola Adası erken Hristiyanlık dönemine ve Bizans İmaparatorluğuna ait kalıntılar taşımaktadır. Ayrıca adaya Aya Nichola adının verilmesinin sebebi de bugün Noel Baba olarak bildiğimiz Saint Nicholanın bir dönem gelip burada kısmen yaşadığı bilinmesinden. üstümüze t-shirtlerimizi, kafamıza şapkamızı alıp deniz ayakkabılarımızla beraber direkt adaya çıkıyoruz. Giriş ücreti kişi başı 8tl ancak müze kart ile ücretsiz. Bizim müze kartlarımız olduğu için sadece kartların tarihlerini kontrol edip bize geçiş veriyorlar. Çok az insan bizimle beraber çıkıyor bu adaya, zaten bu gezi sırasında elimizde olan antik kentlere verdiğimiz o kadar iyi anlıyoruz ki...

Gemiler Adası

Gemiler Adası
Epey uzun bir süre yürüyoruz, burada çok güzel çam ağaçları ve zeytin ağaçları var. Sıcak olmasa daha büyük zevk alırdık muhtemelen tepeye tırmanışımızda ancak sıcak gerçekten bir süre sonra nefes almanızı zorlaştırıyor. Ayrıca ayağımızdaki ayakkabılar deniz ayakkabısı bu sebeple her taşı yürürken çok güzel hissediyoruz ayağımızda :) Ama yukarı çıkınca gördüğümüz manzara unutturuyor her şeyi :)

Gemiler Adası - tepeden görünüm

Gemiler Adası - tepeden görünüm
Gemiler adasını gezdikten sonra biraz suya girip yüzüyoruz buraya da hemen bananacılar, gözlemeciler yanaşmış durumda. Biraz teknenin gölgesinde yüzüp serinledikten sonra yeniden yola koyuluyoruz. Sıradaki yer Soğuk Su koyu. Burası adından da anlaşılacağı gibi soğuk bir suya sahip. Kayaların arasından çıkan kaynak sularının deniz ile buluştuğu bir nokta. tekneden ilk atladığınızda su diğer girdiğiniz sulara göre oldukça serin geliyor ancak biraz daha dibe, kayaların birleştiği yere doğru gittiğinizde esas suyun soğukluğunu daha da hissediyorsunuz. Dişlerim birbirine çarptı resmen soğuktan :) Ben daha soğuk olan yere giremedim, tam kayaların kesiştiği önündeki taşlardan havuz gibi olan o yer. Zaten de tek tük insanlar vardı. Kayalara çıktık Yılmaz bir denedi ama sonra vazgeçti, insanlar orda deniz kestanesi gördüğünü söyledi ancak ben göremedim ya da gördüklerimi yosuna benzettiğim için göremedim :) Siz siz olun gittiğinizde deniz kestanelerine dikkat edin, aman diyeyim.

Soğuk Su Koyu

Soğuk Su Koyu

Soğuk Su Koyu

Soğuk Su koyundan çıktıktan sonra çok kısa bir süre sonra Deve Plajına ulaşıyoruz, burası diğer yerlere göre sığ, teknedeki kaptan yüzmeyi bilmeyenler için geldiğimizi söyledi. Güzel bir koya benziyordu ayrıca sahilinde çok güzel taşlar da mevcutmuş ancak Akvaryum Koyundan bu yana sürekli suya girip çıktığımız için ve koylar arasında 5dk kadar bir süre olduğu için bu koya girmek istemedik, özellikle Soğuk Su Koyundan çıkıp burada biraz daha sıcak bir koyda denize girmek çok hoş gelmedi :) Teknenin üstünde oturup denize girenleri, ilerideki kayaların en tepesine kadar çıkıp atlamaya çalışan ancak atlayamayıp aşağı inenleri izleyerek geçti. Kalkmamıza yakın yan teknedeki turist çocuk teknenin üst katından denize atlamaya çalıştı yaklaşık 10dk kadar atlamak için hamle yapıp geri çekildi sonra da tekneleri kalkış düdüğü çalınca geri indi tekneleri hareket etti. Tam buna gülerken biz tekneden bir adamı suda unuttuklarını fark ettik adam arkadan yüzmeye yetişmeye çalıştı. En sonunda merdiven tarafından yetişti ancak bu seferde ayağındaki paletlerle merdivene çıkamadı sonradan biri gelip paletlerini çıkartıp onu yukarı çekti. Deve Plajının yüzme kısmını bilmem ama yan tekneyi izleme kısmı oldukça eğlenceli geçti.

Akşam 17.30 gibi bizi Belcekız sahilinin oraya bıraktı tekne, otelimize yürüyerek geri geldik. O kadar korunmama rağmen sadece belimin sağ kısmını, elimle tutabildiğim bir kısmını güneşte bırakmışım bir süre 3 gün acısını çektim, aferim bana :)))

19.07.2012 KAYALAR KÖYÜ

Bugün arabamız geldi, son 3 gün için araba kiralamıştık. Öğleden sonra ilk rotamız Kayalar Köyü oldu. Ölüdenize yakın bir yer, 10-15dk kadar bir mesafede. Kayaköy Ören yerine giriş için 6tl kişi başı ücret vermeniz gerekiyor ya da bizim yaptığımız gibi müze kartlarla ücretsiz girebilirsiniz. Burası inanılmaz güzel bir yer. Buranın geçmişinin çok çok eskiye dayandığını, Helenistik çağa dayandığını düşürseniz şimdiki mühendislerin şehircilikten zerre kadar anlamadığını çok net görebilirsiniz. Aynı Troya gibi üzerinden çok fazla medeniyet geçmiş çok belli ama hala ayakta ve sağlam. En çok bayıldığım yer ise high church kısmında olan yerdeki çakıl taşları ile olan o mozaikler oldu. Bilmem kaç bin yıl önce insanların yere o çakıl taşlarını belirli bir şekilde tek tek döşeyip yere mozaik yapması akıllara zarar. Burası kesinlikle ama kesinlikle görülmeye değer. Biraz mimari seviyorsanız biraz da tarih seviyorsanız burası tam size göre. Çok çok yukarı, tepedeki kalenin o tarafa çıkarsanız eğer dün daldığımız Soğuk Su Koyunu, Aya Nichola Koyunu görüyorsunuz.

Kayaköy
Bu arada demeden geçemeyeceğim tarihi eserlerimize zarar vermekte üstümüze yok, bu tatil o konuda çok çok üzüldüm. Antik kentlerimiz 2-3 taş ve duvardan ibaret kalmış. Türkler okur yazarlıklarını(!) o güzelim antik kentlerin duvarlarında kanıtlarcasına sürekli isimlerini yazmışlar, ilan-ı aşklar yapmışlar, yıllardır ayakta durmayı başaran duvarlara. Yemin ediyorum utandım hem de çok utandım, her tarafından tarihi eser çıkan bu güzel topraklarda bu kadar mı pervasızca iş yapılır. Aşağıdaki fotoğraf gibi yığınla yazı gördüm her yerde. Bunu okuyunca "sevgili Emrah Allah senin tependen baksın, taş olasın" dedim.

Kayaköy
20.07.2012 UCUNDAN LİKYA

Bugün arabamızla kahvaltıdan sonra yola koyuluyoruz, rotamız şöyle, Tlos Antik Kenti, Saklıkent, Letoon Antik Kenti, Patara Plajı ve Ören Yeri, Kalkan, Kaputaş Plajı.

TLOS ANTİK KENTİ:

İl varış yerimiz, Tlos. Fethiye merkeze yaklaşık 40-45km uzaklıkta olan Yaka Köyde bulunuyor. Buraya geldiğimizde köy içinden Tlosa giden tepe yolun başlangıcında önce bir yaşlı amca durduruyor bizi, elinde ekmeklerle dolu poşetler var. Belli ki ekmek almaya gelmiş ve yukarı çıkması gerekiyor tekrar. Arabaya alıyoruz bir şeyler anlatıyor ancak konuşmalarını anlamakta zorlanıyoruz malum şiveye yabancıyız :) Çok geçmeden başka biri daha durduruyor bizi bu üniversiteye giden bir genç. Amcayla tanışık çıktılar, hoş köylerde herkes birbirini tanır gerçi. Aralarındaki konuşmadan anladık zaten çocuğun üniversite öğrencisi olduğunu. Yukarı çıktıktan sonra "ben sağda galıverem" dedi, sağda durduk amcayı indirdik, biraz ileride bu sefer genç yolcumuz "ben de sağda galıverem" diyerek inmek istedi. Bayılıyorum bu tarafın ağzına :)

Yolcularımızı indirdikten kısa bir süre sonra bizde arabamızı Tlosun hemen karşısındaki alana park edip antik kente doğru gidiyoruz. Buraya da girişi müzer kartla yapıyoruz, normalde kişi başı 5tl. Burada görülebilecek çok bir şey yok çoğu şey yıkılmış, maalesef. Görebileceğimiz kaya mezarları, stadyum, tiyatro, akropol. Akropolün üst tarafındaki kısım ise 19. yüzyılda inşa edilmiş.

Tlos, Likya Federe Birliğinin 6 büyük kentinden biri ve birliğin spor merkeziymiş. Uçan kanatlı atı Pegasus ile ünlenen Mitolojik kahraman Bellaforonte'nin yaşadığı kent olarak biliniyor. Likya bölgesindeki en eski kent olduğu ve kuruluşunun M.Ö. 2000'lerden önceye dayandığı arkeoloji kazıları ile tespit edilmiş. Kent akropolünün doğal kayası üzerinde oluşturulan mezarlığı, Likya'nın en güzel ev tipi mezarları ile süslenmiş. Nekropoldeki kral tipi mezarın ise Bellaforonte'ye adandığı biliniyor.

Tlos Antik Kenti

Tlos Antik Kenti

Tlos Antik Kenti
Tlos çıkışında magnet almak için hemen karşısındaki teyzeye yöneliyoruz. Burada bizi çok sevimli bir çocuk karşılıyor zaten Tlosa adım atar atmaz bize tarihini anlatmak için yanımıza koşup gelmişlerdi :) Biz magnetimizi seçtik aldık, bu sırada bir turist bayan geldi Almanmış, bizim ufaklık bir çırpıda Almanca konuştu ancak kadın konuşmadan gitti. Haylaz turistlerin karakteristiğini de çıkartmış "bu Almanlar hep böyle konuşmayı sevmiyorlar ben en çok İngilizleri seviyorum" diye de yorumunu yaptı :) Bize magnetimizi verdi arabaya doğru ilerlerken, ufak bir kıza seslendi - sanıyorum kız kardeşiydi - kız da hemen elime taze bir dağ kekiği tutuşturdu :) Teşekkür ettim ve yanağını okşadım :)

Burdan sonra Yakapark Restauranta gitmek istedik ancak vazgeçtik hem daha acıkmamıştık hemde bir an önce serin bir yer olan Saklıkente gitmek istedik. Giderseniz mutlaka uğrayın, herkes çok güzel olduğunu söylüyor, şansımız olursa ileride belki tekrar yolumuz düşer ve biz de gideriz :)

SAKLIKENT:

Burdan sonra yolumuz Saklıkente gidiyor, Tlosa oldukça yakın 15-20dk kadar gittik arabayla. Yol boyunca bir köyden geçiyoruz, sağlı sollu ufak yöresel lokantalarla dolu bir yer, hepsi geçerken bize el sallayıp hoş geldiniz diyor, camlar açık olduğu için karşılıklı selamlaşıp hoşbulduk diyoruz :) Bu yoldan geçerken gerçekten çok eğlendim hani bıraksanız Saklıkente gitmeyi bırakıp tüm lokantalara tek tek gidip oturup sohbet edeceğim :)

Saklıkent, Fethiye'nin hemen arkasında yüksek Toros Dağlarından gelen coşkun suların aşındırması ile oluşan doğal bir güzellik, 300mt derinliğinde ve 18km uzunluğunda şahane bir kanyon. Fethiye'den giriş yaptığınız Saklıkent Kanyonu'nun çıkış noktasının Antalya olduğunu söylüyorlar. Saklıkent'e girerken müzekartlar geçmiyor maalesef, giriş ücreti kişi başı 5tl. Biletlerimizi gişeden alıp turnikelerden okutarak herkes gibi köprü üzerinde yürümeye başlıyoruz. köprü yaklaşık 150mt uzunluğunda, köprü bitiminden sonra gürül gürül akan kaynak suyun içine girmek ve orada yürümeye çalışmak zorunda kalıyorsunuz. :) Burada ayakkabılara terliklere dikkat ayaktan çıkabilir kaybedebilirsiniz :)

Saklıkent

Bu Fotoğrafta arkamda gördüğünüz kişilerin hepsi o gürül gürül akan kuvvetli suyu geçmeye çalışan insanlar. Burada su belimize kadar geliyordu. Bu sebeple benim önerim içinize mayonuzu giymeniz ve yanınıza aldığınız fotoğraf makinasını koruyabileceğiniz kuru bir alan yaratmanız ya da fotoğraf makinanızı boynunuza asmanız :) Unutmadan su buz gibi, ayaklarınız iki saniye sonra sızlamaya, soğuktan ağrımaya başlayacak. Kanyonun en gürültülü yeri burası herkes çığlık çığlığa geçiyor :) Biz de elele tutuşup geçiyoruz kanyonun bu soğuk bölgesini :)


Saklıkent
Bu alanı geçtikten sonra çamurlu bir alana geliyorsunuz, burda su soğuk değil ama yürürken kayma olasılığınız çok yüksek. Burda mutlaka deniz ayakkabısı kullanmanızı öneririm, hem altı kaymıyor hemde ayağınızdan çıkmıyor kolay kolay. Eğer bir çift deniz ayakkabınız yoksa (ki Fethiyeye gelirken olmazsa olmazlardan) girişte bunları satan dükkanlar var ordan da temin edebilirsiniz. Biz de olmasına rağmen kanyona girerken giymedik, akıl edemedik, ve sandaletlerle epey zorlandık yürürken.

Saklıkent

Saklıkent

Saklıkent
Saklıkenti boylu boyunca yürüyebilmek bizce iyi bir başarı, biz yapmıyoruz 18km gidip 18km geri gelmek gerekecek zira arabamız Fethiye tarafında :) Zaten ilerilerde kanyonda yürümek oldukça zorlaşıyormuş yollar iyice daralıyormuş. Bu sebeple biraz ilerledikten sonra geri geliyoruz. Çıkışta bir sürü şirin yemek yiyebileceğiniz yerler var, alabalık ve salata, gözleme ve ayran en popüler menüler. Ayrıca çıkışta yöresel yiyecekler, magnetler, takılar satan dükkanlar da mevcut. Eğer buralardan has mı has katıksız zeytinyağı almak istiyorsanız burdan alabilirsiniz ben bir tek Saklıkentte gördüm belki başka yerde de görürüm diye almadım maalesef has zeytinyağsız kaldım :( fabrikasyon zeytinyağını sevmiyorum. Burdan taptaze, yeni kurutulmuş dağ kekiği aldım yemeklerde misler gibi kekik olacak bundan sonra :)

LETOON ANTİK KENTİ:

Saklıkentten sonra yolumuz Pataraya doğru gitmekteydi ancak yolumuzun üzerinde olan Letoon Antik Kentini görmeden gitmeyelim dedik ve rotamızı ilk olarak Letoon'a çevirdik. Letoon Kınık köyü yakınlarında yer alan, Likyanın kutsal merkezi. Buraya mitolojik tarihini anlatan güzel bir yazı ekleyeceğim ancak sonrasında yazcaklarım hiç hoşunuza gitmeyecek eminim.


Letoon, Tanrı Apollon ve Artemis'in annesi Leto adına kurulmuş bir şehirdir. Tanrılar tanrısı Zeus, Titanlardan Kios ile Phoibe'nin, güzel saçlı kızı Leto'ya gönlünü kaptırır. Diğer sevdikleri gibi Leto'ya sahip olur ve Leto hamile kalır. Çapkın Zeus'un kıskanç karısı Tanrıça Hera Leto'yu adım adım takip ettirerek onun Zeus'tan olacak çocuklarını da doğurmasına mani olmaya çalışır. Nihayet Leto Anadolu'daki Lykia'ya kaçar ve Hera'dan kurtulur. Çocukları Artemis ve Apollon'u Delos Adası'nda doğurduğu söylenirse de bir efsanaye göre Apollon'u Patara'da doğurduğu kabul edilmektedir. Apollon kültü Yunanistan'da yayılınca birçok yerler tanrıya beşik olma şerefini elde etmek için efsaneler üretmişlerdir. Delos da işte böyle bir efsane ile ilgilidir. Güneş Tanrısı Apollon'un ışık ülkesi olan Lykialı olmasından tabii ne olabilir. Üstelik onun bir ismi de Lykialıdır. Artemis Anadolu'nun ana tanrıçası Kybele'nin bir devamı olup onun bu çağlardaki ismidir. Efes'te bereketi simgeleyen Artemis heykeli bunu açıkça ispatlamaktadır. Bu tanrıların annesi Leto'nun da Anadolulu olduğu ve Kybele ile bütünleştiği kabul edilir. Leto adına kurulan Letoon kenti Lykia'nın kutsal merkezidir. 1962 yılında Prof. Dr. H. Metzger tarafından başlanıp, daha sonra Christian Le Roy tarafından yürütülen kazılar ile şehir gün ışığına çıkarılmaya çalışılmış, buluntular şehrin tarihinin M.Ö. VIII. yüzyıla kadar gittiğini göstermiştir. Letoon'un dikkati çeken en önemli kalıntıları muhakkak ki burada bulunan üç tane tapınaktır. Bunlardan batı kısmında, en başta bulunan Leto'ya ait tapınak M.Ö. IV - V. yüzyılın sonuna doğru Kral Arbinas'ın girişimi ile inşa edilmiştir. Bugün yıkıları görülen tapınak ise sözünü ettiğimiz tapınak üzerine M.Ö. 150 yıllarında İon düzeninde, 6x11 sütunlu olarak yapılmıştır. Bu tapınağın yanında, ortada yer alan tapınak ise M.Ö. IV. yüzyıla ait olup Artemis'e aittir. Doğuda Dor düzeninde yapılmış olan üçüncü tapınak Apollon'a aittir. Hellenistik dönemden kalan ve bugün oldukça harap durumdaki tapınağın sellasında bulunan bir mozaikte Artemis'in ok ve sadağı ile Apollon'un liri tasvir edilmiştir. Ayrıca tapınak yakınında Grekçe, Aramca ve Lykia dilinde olmak üzere üç dilde yazılmış bir metni içeren çok önemli bir yazıt bulunmuştur. Lykia ve Karia Satrabı Pixodaros'un bir kararnamesi olan ve M.Ö. 358'e tarihlenen bu yazıt, Lykia dilinin çözülmesi açısından çok önemli olup bugün Fethiye Müzesi'ndedir. Letoon M.S. VII. yüzyıla kadar yaşantısını sürdürmüş, daha sonra terkedilmiştir. (kaynakça: http://fethiyeblog.blogspot.com)

Letoon Antik Kenti

Letoon Antik Kenti

Letoon Antik Kenti

Letoon Kenti
Evet yukarıda anlattıklarımla bu fotoğraflar çok uyumlu oldukça uyumlu. Ancak burası inanılmaz derecede bakımsız ve ıssız. Girişte sadece müze kartlarımızı kontrol eden görevli haricin de başka kimse yoktu onun da varlığı ile yokluğu birdi açıkçası. Buraya giriş ücretini hatırlamıyorum çok fazla ama sanırım 6ltydi. Şehrin ortasında sulak bir alan var bu alanın içinde de tarihi kalıntılar mevcut. Ancak burada farklı bir ekolojik sistem var resmen kendi doğasını kendi yaratmış burası. Suyun içerisinde kaplumbağalar, yengeçler, kurbağalar mevcut, her yer yusufçuk böcekleri ile arı ve sinekle dolu. Bunlar tabi ki de suyun getirdiği şeyler bu doğal bir durum ancak biraz ilerimizde kazları görünce iyice afallıyorum. Hayvanları inanılmaz severim, bıraksanız bütün hayvanları evime doldurabilirim ama böyle yerlerin daha korunaklı olması gerekmiyor mu? Bunlar bizim tarihi mirasımız değil mi? Kayaköy, Tlos ve burayı da gezdikten sonra gerçekten çok üzüldüm. Bir önceki sene İtalyada gördüğüm tarihi eserlerden çok çok daha fazla eser var bizim ülkemizde. Biz bunları sadece satıp bireysel para kazanma çabasındayız, bakınız Efes sata sata bitirmiş 2 sütün bırakmışız. Tanıtım da yok, gitmeden önce okumanız gerekiyor internetten ne size bir broşür veriliyor ne de bir kitapçık satın alabiliyorsunuz. Yurtdışında insanlar bunun için audio turlar satıyorlar gişelerinde cüzi bir miktar verip bir kulaklık ve cihaz satın alabiliyorsunuz böylece her gittiğiniz yeri size anlatıyorlar. Bizse ne yapıyoruz sadece girişine bir tabela asıp kısacacık biz özgeçmiş yazıveriyoruz. Sonra? Sonrası yok boş boş yıkık duvarlar arasında gez dur, önünde durduğun kaya mezarı kime ait çok önemli bir geçmişi var mı diye düşüne düşüne geç git önünden. Yazık gerçekten çok yazık.

Letoon Antik Kenti

Letoon Antik Kenti

Letoon Antik Kenti


PATARA:

Letoon'dan hayal kırıklığı ile çıkıp Patara'ya yollandık, yolda da ülke olarak değer vermemiz gereken şeylere neden değer vermediğimizi konuştuk durduk, açıkçası moralimiz bozuldu bir kere. Yolumuz dümdüz ancak virajlı bir yoldu, zaten burada araba kullanmaya başladığımızdan beri sürekli virajlı yollarda gezdik durduk. Patara Likyanın önemli şehirlerinden biri olduğu gibi özellikle plajı ile de oldukça ünlüdür, 18km uzunluğunda oldukça geniş, baktığınızda bir çölü anımsatan bir kumsalı var. Burası aynı zamanda caretta caretta kaplumbağaların yumurtalarını bıraktıkları sahil. Bu sebeple sahil 08:00 - 19:00 arası kullanıma açık, 19:00 - 08:00 arasında da sevimli kaplumbağalara ait :)

Patara Plajı
Giriş için ücret ödemeniz gerekiyor, kişi başı 5tl ya da bizim gibi müze kart kullanmanız gerekiyor, öncelikli olarak antik kent kısmına giriyorsunuz ancak biz Letoonda yaşadığımız moral bozukluğu nedeni ile girmiyoruz.  Ören yerini geçtikten sonra sahile varıyorsunuz. Eğer şemsiye ve şezlong istiyorsanız ücret ödemek zorundasınız burda fiyatlar Fethiyeye oranla biraz daha uygun şemsiye 5tl şezlong 5tl. Biz sadece denize girip çıkacağız biraz serinlemiş olacağız böylece. Şezlong ve şemsiye almadan sadece sırt çantamızla giriyoruz plaja. Uygun bir yer bulup çantamızı bırakıyor ve hemen denize giriyoruz. Yalnız inanılmaz dalgalı bir denizi var, denizde yüzmeniz imkansız sadece dalgalarla oyun oynuyorsunuz ki burdaki dalgalar çok tehlikeli. Deniz sığ bir deniz, Fethiyedeki denizler gibi 2 adım sonrasında derinleşmiyor, Silivride denize girdiniz mi bilmem ama ordaki deniz gibi aynı gidiyorsunuz gidiyorsunuz su hala belinizde oluyor. Burası da öyle, tek bir fark var gitmekte zorlanıyorsunuz çünkü iki adımda bir boyunuzdan büyük dalgalar tarafından dövülüyorsunuz. Önce sizi atmış olduğunuz iki adımın daha da gerisine atıyor sonrasında aynı kuvvetle geri çekiyor. Ayağınızın altında kum olduğu için bu akıntıya çok çabuk kapılıyorsunuz. Dalgalar normal şartlarda sizi kıyıya atar bu dalgalar ise sizi önce kıyıya atıp sonra daha da ileriye çekiyor. Oldukça tehlikeli olduğundan burdayken çok ama çok dikkatli olmanız gerekiyor, düşerseniz eğer hemen kalkmaya çalışın yoksa boyuna sürüklenir durursunuz. Biraz yüzdükten sonra, yani aslında dalgalardan dayak yedikten sonra çıkıyoruz. Su bizi inanılmaz derecede yormuş bunu suyun içinde fark etmemişiz bile :)


Patara Plajı

Patara Plajı

Patara Plajı

Patara Plajı
KALKAN:

Patara'da biraz yüzdükten sonra tekrar yola koyuluyoruz, yolumuzun üzerindeki Kalkan'a uğramak lazım. Aslında Kalkan bizim için Patara ve Kaputaş arasında bir dinlenme yeri gibi oldu, gezemedik çok ancak manzarası çok hoşumuza gitti. Bir yerde oturup yemek yedik, soluklandık. Buranında plajının çok güzel olduğu söyleniyor ancak biz girmedik burda denize. Burda tatil yapmak ne derece mantıklı olur bilemiyorum oldukça pahalı bir belde. 


Kalkan

Kalkan

Kalkan

KAPUTAŞ PLAJI:

Kalkan'da yeteri kadar soluklandık, karnımızı doyurduk bitmek üzere olan cep telefonlarımızın şarjını tamamladık. Şimdi sıra biraz daha ilerimizde olan, Kaş ile Kalkan arasında kalan minik bir cenneti görmeye geldi. Burası Kaputaş Plajı. Benzersiz maviliği, otoyolun orta yerinde sizi uzun merdiven basamakları ile kendine doğru çekiyor. Burası 2008 yılında bir tatil dergisi tarafından en seksi plaj seçilmiş, buna nasıl karar vermişler bilemiyorum :) Yalnız buranın hüzünlü bir de hikayesi var.


Kaputaş Plajı
 Yukarıda isimleri yazan işçiler aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz yarmalar açılırken oluşan kazalar sonucu hayatlarını kaybetmiştir.

Kaputaş Plajı



Kaputaş Plajı

Kaputaş Plajı


Kaputaş Plajı
Buranında suyu dalgalı ancak Patara kadar değil, Pataraya kıyasladığınızda biraz daha soğuk bir suyu var. Burda da denize girip serinledikten sonra artık Fethiye'ye geri dönme vakti geliyor. Bu akşam oteldeki son gecemiz. Gidip eşyaları toparlamak lazım, yarın günü mümkün olduğunca uzatabilmek adına erkenden kalkılacak ayrıca :)


21.07.2012 ÖLÜDENİZ'E VEDA / DALYAN / KÖYCEĞİZ

Offf offf bugün son gün :( Nasıl mutsuzum nasıl anlatamam. Gün ne kadar uzun sürerse o kadar kârdır diyoruz ve sabah 7:00de uyanıp son kez denize gidiyoruz. Su her zamankinden biraz daha dalgalı, sabahın en erken saati olmasına rağmen buz gibi bir su yok. Ölüdeniz tarafına güneş vurmaya başlamış bile uzaktan görünüyor. Belcekız tarafı hala daha Babadağın gölgesinde. Gölgede ama titretmeyen bir soğukluktaki suda yüzüyoruz. Dalgaların arasında bir ara bir şey sıçradı yanımda, sanki dışarıdan biri suya taş atmış gibi :) Sanırsak bir adet büyükçene bir kefaldi :) Denizden sonra otelimize geri dönüp kahvaltı yapıp otelden çıkıyoruz. Valizimizi arabanın bagajına atıp Dalyana gidiyoruz. 2 saate yakın sürüyor burda yolumuz, sürekli virajlı yollardan geçiyoruz bir ara ciddi anlamda başım dönmedi dersem yalan olur. Size Dalyanı hiç gezmedik dersem inanır mısınız? Oraya Caretta Caretta görmeye gidiyoruz. Arabamızı ara sokaklardan bir yere park edip tekne turu düzenleyenlerin oraya gidiyoruz. Daha limana henüz adım atmıştık ki karşımıza bir amca çıkıyor. Ufak bir takası var onunla tur düzenliyor. Normalde turistlere 140tl ama size 100tl olur diyor, biraz pazarlıktan sonra 70tl'ye bizi Kamplumbağa Plajının oraya götürmeye ok diyor. Zaten plaja çıkmayacağız sadece kocaman kaplumbağa göreceğiz. Takamıza atlıyoruz ve Dalyan Boğazında yol alıyoruz. 


Dalyan Boğazı
Yolda sağ tarafımızda Kaya Mezarları var onu biraz daha ilerisinde Kaunos Antik Kenti var. Kaunos Antik Kenti çok uzak kalıyormuş, bizim zamanımız olmadığı için ve fiyatı sadece kaplumbağalara kadar anlaştığımız için uzaktan bakıyoruz sadece. Kaya Mezarlarına gidilmiyormuş zaten yalnız uzaktan bakıyormuşsun. Kaptan Amcamız yolda bize bu mezarlar dönüyor dediğinde az biraz afalladım :) Sonradan anladım ne demek istediğini, aslında Likyalı amcalar bunları öyle muhteşem açılarla yapmışlar ki nereden bakarsanız bakın hep aynı açıyla görüyorsunuz. Bu halk diliyle "mezarlar dönüyor" demek oluyor :))


Kaya Mezarları
Yaklaşık 45dk sürüyor yolumuz kaplumbağalara kadar. Kaptanımız bize yolda Dalyan Boğazının bir kısmını balıkçılık için kullandıklarını orada balık ürettiklerini söyledi. Biraz sonrasında dar bir geçitten geçtik, kapı yapmışlar boğaz derinliğince balıklar kaçmasın diye. Tabi bu sebeple tekneler geçite geldiklerinde durup nöbetçiler tarafından kapının açılmasını bekliyorlar.

Veee eveeet sonunda Caretta Caretta göreceğimiz için çok heyecanlıyım. Suyun içinde bir ufak iskele yapılmış burda görevli arkadaşlara 10tl veriyorsunuz ve sizin için kaplumbağa çağırıyorlar. Misinalara takılı o yörenin meşhur mavi yengecini suya atıp çekiyorlar, zavallı carettacıklar da "yemek yemek yemek" diye koşuyorlar :) Bu durum biraz hoşuma gitmese de onları çok nadir görebildiğimiz için biraz bencilce davrandım diyebilirim. Yengeç atıldı suya ve hemen kocaman bir Caretta Caretta geldi, gözlerime inanamadım o kadar güzel ki suya atlayıp hemen kucaklayasım geldi :) Ne olacak benim bu hayvan sevgim böyle :)) Bu güzelim kaplumbağacığın fotoğraflarının hepsini paylaşmam lazım sizlerle.

Dalyan Kaplumbağa Plajı

Dalyan Kaplumbağa Plajı

Dalyan Kaplumbağa Plajı

Dalyan Kaplumbağa Plajı

Dalyan Kaplumbağa Plajı

Dalyan Kaplumbağa Plajı

Dalyan Kaplumbağa Plajı

Dalyan Kaplumbağa Plajı

Dalyan Kaplumbağa Plajı

Dalyan Kaplumbağa Plajı

Dalyan Kaplumbağa Plajı

Dalyan Kaplumbağa Plajı

Kaplumbağaları iskeleye çeken diğer bir güzel hayvansa işte bu :) Buraların meşhur mavi yengeçi.

Dalyan Kaplumbağa Plajı - Mavi Yengeç
15-20dk kadar burada kaldıktan sonra geri dönüyoruz, 45dk daha. Dalyana iner inmez arabamıza binip Köyceğize gidiyoruz. Köyceğize gitmek nereden aklınıza geldi derseniz, suçlusu "şu köyceğiz yolları" türküsüdür :) Köyceğizde ne yapacağımızı bilmeden tuttuk yolu gidiyoruz yol boyunca da türküyü de tutturduk söyleyip söyleyip gidiyoruz :) Aslında geçmişi çok çok eski bir yerleşim yeri M.Ö. 3400 yılına kadar uzanıyor ancak gezilecek bir yer var mı derseniz yok ya da biz göremedik. Zaten çok ufak bir yer yani merkezi oldukça ufak biz de gölün orda biraz kordonda dolaşıp Fethiye'ye geri dönüş yapıyoruz. Sonrası otobüs yolculuğu...

Yanında Mutlaka olması Gerekenler:

Deniz ayakkabısı; Fethiye taşlı bir denize sahip eğer kumsalda ayaklarınız yanmadan yürümek, denizde ayağınıza taşlar batmadan yüzmek istiyorsanız mutlaka valizinizde olsun

Güneş kremi; sabah 7de de bile güneş cayır cayır yakabiliyorken öğlen saatlerindeki halinizi düşünerek yanınıza bol bol güneş kremi alın

Müze Kart; Saklıkent hariç gideceğiniz tüm turistik yerlerde size ücretsiz giriş hakkı tanıyacaktır. Online olarak da https://www.muze.gov.tr/muzekart_almak_istiyorum adresinden alabilirsiniz.  

Yapmadan Gelmemesi Tavsiye Edilenler:

Yamaç paraşütü yapmadan
Tekne turu yapmadan
Hatta fırsat olursa dalış yapmadan (bu başka bir tatile kaldı bizde)
Caretta Caretta görmeden
Patara ve Kaputaşta yüzmeden
Saklıkente gitmeden ve soğuk kısmını geçmeden
Antik Kentlerin hepsi daha da yok olmadan görmeden gelmeyin

NOA HOTEL ÖLÜDENİZ RESORT - TEŞEKKÜR 

Ben hayatımda ilk kez bir oteli beğeniyorum, özellikle her şey dahil ve animasyon ekibi olan bir oteli. İnanılmaz sıcak bir personeli var, otel geniş bir alana kurulmuş çeşit çeşit oda tiplerinden oluşuyor. 3 tane havuzu var, gerçi bu kadar muazzam bir denizi olan yerde havuza girmek isteyen kim olur derseniz plaja para vermek istemeyen herkes orada. Biz sadece bir gün kullandık havuzu onda da sevgili animasyon ekibinin oyunlarına katıldık (normalde animasyon ekipleri ile takılmayı sevmeyiz biz). Benim otel kültürüm çok yoktur daha ziyade pansiyon çocuğuyum yeni yeni öğreniyorum bunları :) Otelin içinde çeşit çeşit meyve ağaçları mevcut, limon, zeytin, nar, şeftali, hurma, muşmula... Barmenler çok coşkulu ve eğlenceli, hele Çetin vardı bir tane :)) yaptığı kokteyller de süperdi kendi de arı gibiydi. Animasyon ekibi, 2012 yazı için anlaşmalı olduklarını düşünüyorum. Burda öğreniyorum ki üniversitelerde Turizm Animasyon bölümü varmış 4 yıllık :) Dersleri nedir bilmiyorum ama araştırdığım kadarıyla oyunculuk eğitimi falan alıyorlarmış, eğlenceli bir bölüm olduğu çok belli :) 2012 Animasyon ekibinin şefi Mesut işte bu bölümden mezunmuş. Çok iyi derecede ingilizcesi, başlangıç düzeyde Rusçası, Almancası mevcuttu. Ekip Gökhan, Akın, Murat, Ayşen (kendisi favorimdir Hacettepe İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrencisi) ve Fatma'dan oluşuyordu. Kendi içinde eğlendiği kadar oteldeki konaklayan insanları da oldukça eğlendiriyorlardı. Her akşam (pazar günleri hariç) bir etkinlik yaptılar. Rus Revü Dans ekibi geldi Kenya Akrobasi ekibi geldi hele ilk akşam izlediğim dansçı bir çiftin muhteşem performansını unutamıyorum. Tamam kabul ediyorum, üniversite sınavına kadar dansçı olmak istemiştim ancak olmadı bu sebeple her dans koreografisini dikkatle ve heyecanla izliyorum inanılmaz büyülüyor beni :) Bunların dışında otelin müşteri ilişkileri müdürü, adını hatırlayamıyorum sanıyorum Irina'ydı çok zeki bir kızdı, Rus'tu 6 ay burada 6 ay Rusya'da kalıyormuş, Rusya'da olduğu zamanlarda pazarlama yapıyormuş otelle ilgili. Bize oldukça yardımcı oldu. Otelle ilgili tek mahrum kaldığımız nokta internetti, wireless sadece lobide kullanılabiliyordu odalarda çekmiyordu. Otelde olduğunuz sürece wireless'ı istediğiniz sürede kullanabiliyorsunuz. Yemekleri çok güzeldi diyemem ama güzeldi. Başka ne diyebiliyorum bilmiyorum, ilk kez bir oteli beğendim ve teşekkür etmeliyim mutlaka diye de söyledim en başında. Sıcak, güzel ve genelde ailelerin uğrak yeri olan bir otel arıyorsanız size göre bir otel. :)

Bu tatil de burda bitti...





4 yorum:

  1. Bireysel mi yaptınız bu kadar tur yoksa tur ile mi? Ben iki kere yaptım Likya turu Gerçekten güzel ama erken kalkması olmasa:)

    YanıtlaSil
  2. %100 bireysel :) ister istemez erken kalkıyorsun her sabah 7de açtım gözlerimi, sıcaktan uyunmuyor ki :)

    YanıtlaSil
  3. Helal diyorum o zman:) Biz tur ile otobüste uyuyorduk sabahları:) Selamlar.

    YanıtlaSil
  4. saniyesini kaçırmak istemem hiçbir yerin ya çok güzel bir yer görürsek :) uyunmaz tatilde :)

    YanıtlaSil