30 Temmuz 2011 Cumartesi

16.07.2011 Trastevere'den başlayıp Ancient Rome'a geçiyoruz

Bu sabah gene erkenden ayaktaydık, aslını isterseniz vücudunuz yorgun da olsa beyninizi boşaltmaya başlayınca güzel uyku çekmeye ve de erkenden uyanmaya başlıyorsunuz. Her şeyden uzak, kafamızı hiçbir şey ile meşgul etmeden sadece gezdiğimiz için çok dinç bir şekilde saat bile kurmadan erkenden uyanabiliyoruz artık..

Bugünkü rotamız gene Tevere nehrinin karşı tarafına geçmek, ordan da Ancient Rome'a geçmek. Otelden çıkıp otobüse binip Termini'ye gidiyoruz. Termini'den metroya binerek Piramide durağında inmeye karar veriyoruz, nehre oldukça yakın bir durak. Bu durağa gitmek için Line B'ye binmeniz gerekiyor, gideceğiniz yön ise Laurentina olmalı.

Metro istasyonundan çıktıktan sonra yolun karşısında bir piramit görüyorsunuz, Romanın içinde bu piramit de ne demeyin, biliyorsunuz ki bir zamanlar Roma imparatorluğunun sınırlarının içerisinde eski Mısır da vardı ve Sezar ile Kleopatranın aşkı dillere destandı. Bu piramidi de Caius Cestius adında varlıklı ama çok da önemli olmayan bir adam kendi için yaptırmış. Sezar ile Kleopatra'nın aşk skandalı ortaya çıkınca Roma'da Mısır eserleri ve yapıtları oldukça moda olmuş, Caius da kendine mezar olarak bu piramidi yaptırmış (M.Ö. 12). Yapımı 330 gün sürmüş, tuğlalarla yapılmış ve beyaz mermer ile dış cephesi tamamlanmış.


Pyramid of Caius Cestius
Burdan yürüyerek nehrin karşısına geçmeyi planlıyoruz, isterseniz otobüse de binebilirsiniz, Trastevere tarafına giden otobüsler de var ama her yeri otobüsle gezip zırt diye yanından geçmektense yürüyerek geçmeyi ve istediğimiz yerde durmayı tercih ettik. Siz nasıl tercih ederseniz o şekilde gidebiliriniz, Roma içerisinde ulaşım oldukça kolay ve de rahat.
Piramide'den Ponte Sublicio tarafına yürüyoruz. Ponte Sublicio bizi Trastevere tarafına geçirecek olan köprü. İyiki yürümeyi tercih etmişiz, yoksa çok güzel olan bu Basilica'yı görmemiş olacaktık. Piazza Dei Cavalieri Di Malta'ya geldiğinizde yanınızdaki tepede (Aventine Hill) bir kilise göreceksiniz, adı Basilica dei Santi Bonifacio e Alessio. Bu kilise Saint Boniface of Tarsus ve Saint Alexius'a adanmış. 3. ve 4. yüzyıllarda yapımı gerçekleşmiş ve 1216 yılında Pap Honorius III tarafından restore ettirlmiş. Basilica'nın asıl adı 1587 yılında verilmiş, Sant'Alessio. 19 yüzyılda ismi yenilenmiş ve resmi adı Saniti Bonifacio e Aless olarak değiştirilmiş. Burası turistik bir yer değil, bu yüzden giriş yapılamıyor.


Piazza Dei Cavalieri Di Malta
Piazza Dei Cavalieri Di Malta'yı geçtikten sonra Ponte Sublicio üzerinden geçerek Trastevere'ye geliyoruz.

Ponte Sublicio
Burası tipik bir İtalyan mahallesi. Broklyn Newyork için ne demekse, Trastevere de Roma için öyledir. Her şey vardır ancak merkezden uzaktır, bir metropl içerisinde metropol olmayan bir yer. Özellikle öğrenciler tarafından üniversiteye yakın olması nedeniyle tercih ediliyor.

Trantevere sokakları
Trastevere'nin o güzel sokaklarından geçerek Gianicolo Hill'e doğru yürüyoruz. Burası Romayı tepeden görebileceğiniz bir yer. Burda da tepeye çıkan ring seferler var ancak biz gene ayaklarımıza acımadan yürümeyi tercih ediyoruz :) Gene güzel yerler gördük gene istediğimiz yerde durup soluklandık. Ancak emin olun buna değdi.

En tepeye çıkmadan ufak bir kilise görüyoruz, şansımıza düğün töreni henüz bitmiş. Keşke bir yarım saat daha erken gelmiş olsaydık. Gelin kliseden çıktı ve bize sadece düğün töreni sonrasında kilisenin içini görmek kaldı.

Düğün sonrası kiliseden bir görünüm

Sanıyoruz bu kadar tepeye çıkmak bize yetti. Burdan da manzara çok güzel ancak güneş tepemize çıkmaya başladı iyice yavaş yavaş aşağı inip Ancient Rome'a doğru yol almamız gerekiyor artık. Aslında Orto Botanico'yu da gezmek istiyorduk ama Botanik bir bahçeden daha ilgi çekici yerler olabileceğini düşünerek vazgeçtik. Yürüyerek gezmenizin tek kötü yanı bu, bazı yerlerden fedakarlık yapmak gerekiyor sonuçta ayaklarınız sizi otele geri götürebilecek kadar canlı kalmalı değil mi? :))



Normalde yapılan turlar Vatikan üzerinden Botanik bahçe ve Trastevere oluyor ama Vatikan'nın tadı bambaşkaydı ve o sadece tek bir güne özel olarak kalmalıydı. Bu yüzden onun için sadece bir gün ayırdık.

Geldiğimiz yoldan tekrar geri dönüyoruz, bu sefer Ponte Sublicio'dan değil Ponte Cestio'dan geçip Isola Tiberina'ya geçiyoruz, sonrasında da Ponte Fabricio'ya doğru gidiyoruz. Ponte Fabricio bizi dosdoğru Jewish Getto'ya götürüyor.

Eski çağlardan beri bu ada Roma'nın iki yakasını iki köprü ile birbirine bağlamaktadır. Bu yüzden Insula Inter-Duos-Pontes yani iki köprü arasında bir ada olarak adlandırılmaktadır. Ponte Fabricio, adayı Romaya bağlayan tek orjinal köprüdür. Ponte Cestio ise (sadece bazı parçaları orjinal olarak kalmıştır), adayı Trastevere'ye bağlayan köprüdür.

Isola Tiberina ile ilgili iki efsane bulunmaktadır. Bunlardan birincisi; nefret edilen hükümdar Tarquinius Superbus (M.Ö. 510), tahtan indirildikten sonra kızgın Roma halkı onun bedenini Tiber nehrine atmış ve bedeni birikmiş kir ve totunun üzerine oturarak Tiber Island (Isola Tiberina)'ı oluşturmuş. Bir diğeri ise; halk sevmedikleri despot hükümdarının yulaf ve arpalarını buraya getirip atmış ve sonunda ada oluşmuş. Hristiyanlık ruhunun Roma'ya gelmesinden önce ada, kötü ve negatif olayları barındırdığı için sevilmezdi. Sadece çok kötü suçlular ve bulaşıcı hastalığı olanlar buraya kapatılırdı. Bu durum buraya yapılan tapınakla değişti. Yunan iyileştirme Tanrısı Aesculapius için yapılan Aesculapius Tapınağı.

998 yılında İmparator Otto II tarafından bu tapınağın üzerine yeni bir basilica yaptırıldı, San Bartolomeo all'Isola. 20. yüzyılın başlarına kadar, Faşist rejim öncesinde ada Isola di S. Bartolomeo olarak adlandırılmaktaydı, tıpkı bir zamanlar Ponte Cestio'nun Ponte S. Barolomeo olarak adlandırıldığı gibi.

Bugün, Aesculapius tapınağı her ne kadar San Bartolomeo kilisesi altında olsada, ada hala iyileşme adası olarak bilinmekte. Bunun sebebi ise 1584 yılında kurulmuş ve hala çalışmakta olan bir hastahane.

Bugün Isola Tiberina güzel festivallere de sahip, yaz boyunca Isola del Cinema olarak adlandırılan film festivalleri var.
Isola Tiberina

Isola Tiberina
Ponte Fabricio üzerinden geçerek nihayet Jewish Getto'ya varıyoruz. Burası Romaya tüccar olarak M.Ö. 2. yüzyılda gelen Yahudilerin yerleşim bölgesi. Başlarda her şey çok iyiydi, finansal ve tıbbi maharetleri oldukları için oldukça takdir edilmişlerdi. Ancak eziye 16. yüzyılda başladı, Papa Paul Iv tüm Yahudileri tek bir alanda yaşamaya mahkum ettiğinde. Bugün, bu bölgenin ana caddesi olan Via del Portico d'Ottavia, sizi, restaurantları ve Yahudi Roma yemeklerini bulabilieceğiniz yerleleri geçerek dosdoğru Romanın merkez sinagog'una götürüyor.

Sinagog

Jewish Getto sokakları
Burdan çıkıp Piazza Venezia'ya doğru yürüyoruz. Yolumuza ile Santa Maria in Aracoeli çıkıyor. Bu kilise Capitoline Hill'in hemen yanında uzun merdivenleri bulunan bir yer. Muhtemelen geçmişi 6. yüzyıla dayanıyor. Altın kaplamalı tavanları ile ünlü bir kilise aynı zamanda. 1480lerde Pinturicchio tarafından yapılan ve San Bernardino of Siena'nın hayatından kesitleri anlayan duvar resimleri mevcut klise içerisinde. Santo Bambino figurü ise 1994'te çalındığı için yerine replicası yapılmış.

The Aracoeli Steps
1348 yılında tamamlanmış

Santa Maria in Aracoeli
Burdan hemen yan tarafa, The Victor Emmanuel Monument'e geçiyoruz. Burası birleşmiş İtalya'nın ilk kralı olan II. Victor Emmanuel adına 1885te başlanıp 1911de tamamlanmıştır. Burda da bir kule var kişi başına 8€ verip kuleye çıkabiliyorsunuz ve Romaya tepeden bakabiliyorsunuz.

The Victor Emmanuel Monument çatısında

The Victor Emmanuel Monument
Piazza Venezia'dan sonra tek düşündüğümüz şey sanıyorum yemek yemek oluyor ki kendimizi Pizzeria Da Milvio'yu ararken buluyoruz. Küçük ama lezzetli bir yer burası. V. Dei Serpenti caddesinde 7 numarada. Burda da gayet makul fiyatlarla pizza ve lazanyamızı yedikten sonra gelateria almaya gidiyoruz. Bunun için de II. Gelatone tercihimiz oluyor. Pizzeria Da Milvio ile aynı cadde üzerinde V. Dei Serpenti 28 numarada. Çok çok lezzetli olmasa da genede güzel geliyor o sıcak havada. Yemeklerimizi yedikten sonra enerjimiz yerine geliyor ve bu sefer Ancient Rome'u ziyarete yola çıkıyoruz. ilk durağımız Colosseum.

Coloseum
Buraya giriş için Roma Pass'inizi kullanıyorsunuz. Oluşan o uzun kuyruğu delip geçmek oldukça zevkli :)) Roma Pass'inizi turnikede okutuyorsunuz veeeee içerdesiniz :) Dilerseniz audio tur alabilirsinz burda da. Burası da oldukça kalabalık.

Colosseum Roma'nın en büyük amfitiyatrosu, İmparator Vespasian tarafından yaptırılmış, M.S. 72 yılında. Burda gladyatörler ve vahşi hayvanlar imparatorların ve varlıklı halkın huzunda savaşıyorlarmış yaklaşık 55000 kişi huzunda. Açılış oyunları M.S. 80 yılında yapılmış ve toplamda 9000 vahşi hayvan öldürülmüş :( 9000 vahşi hayvan ne kadar üzücü.... Peki ya ölen gladyatörler? Onların sayıları belirtilmemiş, hiç mi yok yoksa sayılmayacak kadar çok mu?

Burdan çıkıp hemen karşı caddeye geçiyoruz, Palatine ve Roman Forum kısmına. İkisi içinde aynı girişi kullanıyorsunuz, kapının girişinden sağ tarafa doğru gittiğinizde Roman Forum'a sol tarafa doğru gittiğinizde Palatine'e doğru gidiyorsunuz. Burda da Roma Pass geçerli. Audio tur nereden alınıyor onu bulamadık siz sorarsanız iyi olur, almak istiyorduk burda ancak kısmet olmadı.

Biraz çeşmenin yanında durup soluklanıp su içiyoruz. Hava çok sıcak ama boğucu bir nem yok. Roma'nın en güzel yanı her yer çeşme ve her çeşmeden su içebiliyorsunuz. Dinlendikten sonra sağ tarafa, Roman Forum'a doğru gidiyoruz. Roman Forum, cumhuriyetin ilk yıllarında yiyeceklerin satıldığı, Senatonun ve bazı tapınakların bulunduğu bir karışık alandı. M.S. 2. yüzyılda Roma'nın daha düzenli bir alana ihtiyacı olduğuna karar verildi ve yiyecek pazarları yerini iş merkezlerine ve mahkemelere bıraktı.

Yolumuzda karşımıza ilk Arch of Titus çıkıyor. Bu kiriş M.S. 81 yılında İmparator Domitian tarafından Sack of Jerusalem'i abideleşirmek adına yaptırıldı.

Arch of Titus
Arch of Titus'tan sonra sırasıyla sağdan devam ediyorsunuz Forumu dolaşmaya. Sağınızda ilk göreceğiniz Santa Francesca Romana oluyor. Bu çan kulesi Roma tarzında bir çan kulesi. Yanında The Vestal Virgins heykellerine sahip kiliselerden birini görebilirsiniz.

Biraz daha yürüdükten sonra sağda göreceğiniz alan Basilica of Costantine and Maexentius. Buranın 3 adet büyük holü var, ve hala Forumun en büyük yapısı olma özelliğine sahip. Burası da tüm diğer basilica'lar gibi adliye iş bağlama yeri olarak kullanılıyordu.

Basilica of Costantine and Maexentius
Basilica of Costantine and Maexentius'un hemen yanında The Temple of Romulus bulunmakta. Bugün burası Santi Cosma e Damiano kilisesinin bir kısmı oluyor ve hala 4. yüzyıldan kalma bronz kapısını bünyesinde bulunduruyor. Ayrıca içerisinde ufak bir müze var.

The Temple of Romulus
Biraz daha ileride iş ve para değişimi yapılan bir toplantı alanı olan Basilica Aemilia var. Bundan sonra sırasıyla eski Roma zamanında Senate House olarak kullanılan The Curia var, şuanda restorasyonda. Hemen yanında Arch of Septimius Severus, Temple of Saturn'ü geçtikten sonra Basilica Julia ve Temple of Vesta'yı görüp Palatine'e geçiyorsunuz.

Palatine, eski Roma şehri. Burda Roma İmparatoru Augustus'un yaşadığı düşünülüyor. Bir Stadium, kocaman bir bahçe, doğurganlık tanrıçası Cybele'nin tapınağı, Augustu'un evi, Septimius Severus'un sarayı bulunuyor. Bir de müzesi var, içerisinde çeşitli heykeller var. Açıkçası bir saray bahçesinde gezer gibi geziyoruz burayı. Biraz sıcaktan bayılmış, biraz da yorulmuş bir halde. Septimius Severus'un sarayının bahçesinin biraz ilerisinden Roman Forum'a bakabiliyorsunuz. Burası benim deyimimle has bahçe :)) Etraftaki ağaçların çoğu mandalina ağacı, hepsinde kocaman kocaman mandalinalar var :) ama tabi boyum ermediği için kopartamıyorum.

Eski Roma gezimizin burda sonuna geldik. Aslında daha gidilmesi gereken Trajan's Forum, Forum of Augustus, Mamertine Prison, Forum of Caesar ve son olarak da Arch of Costantine var ancak en görülmeye değerler bizim gezdiklerimiz. Ama gene de keşke ayaklarda derman kalsaydı da diğerlerini de gezseydik diyoruz. Belki başka gezilere. :))

Tekrar Colosseum'un oraya geçip hemen yanındaki metro istasyonuna gidiyoruz, burdan line B'ye binip Termini'ye geçiyoruz. Sonradan aklımıza markete gitmek geliyor, telefonun navigasyonundan en yakın Carrefour nerede diye bakıyoruz, o da nee?? En yakın Carrefour San Giovanni'de. Bu sefer yürümek yerine otobüse biniyoruz. Aslında metro istasyonuda var orda ama farklılık yapalım dedik, iki aktarma yaptık. İlk bindiğimiz zaman zaman elektrikle giden mini tramvaylar var, çok komikler :)) Ondan indikten sonra San Giovanni meydanına giden otobüse biniyoruz. Bu sayde San Giovanni Cathedral'ini de görme şansını elde ediyoruz.



Sonrasında market alışverişimizi yapıp otelimizin yolunu tutuyoruz, yarın Villa Borghese'de sabah kahvaltısı yapacağız, ama İtalyan usulü değil :)) İtalyan kahvaltısı kuruvasan ve kahveden ibaret. Bu sebeple her gün gezi dönüşü bir markete uğrayıp sandviç hazırlayabileceğimiz peynir ve ekmek alıyoruz :) O güzelim peynirleri kahvaltıda tüketmeyeceksek ne zaman tüketeceğiz. İnsan her zaman şarap içmiyorki :))

Bugünlük yorulma yeter sanıyoruz :)) Marketten bu sefer cips de aldık, İtalyanca TV izlerken cips nasıl oluyormuş onun tadına bakalım bu akşam :)))

şimdilik hoşçakalın..

2 yorum: