31 Temmuz 2011 Pazar

18.07.2011 Siena

Bu sabah 7.00de uyanıyoruz çünkü 8.30da Siena otobüsümüz var. Siena otobüs biletlerimizi daha İstanbuldayken Türkiye'den almıştık o yüzden bize sadece, elimize online biletlerimizin çıktısını Roma otobüs terminaline gitmek kalıyor geriye. Otelden çıkıp yürümeye karar veriyoruz. Hava biraz serin, sabah serini olduğunu düşünmekteyiz ama nerden bilebilirdik ki bu rüzgar sert bir haliyle bizi taaa Milano'ya kadar takip edecek :(( Neyse otelden çıkıp Tiburtina'ya yani Roma'nın otobüs terminaline gidiyoruz. Siena'ya trenle de gidebilirdik tabi ki de ancak Siena'da tren istasyonu şehir merkezinden çok uzakta, otobüs durakları ise şehrin tam göbeğinde. Bu yüzden otobüs tercihimiz oluyor.


Tiburtina, Roma

Tiburtina, Roma
Saat 8:30'da Roma'dan otobüsümüze biniyoruz, yaklaşık 2.5 saatlik bir seyahatten sonra Siena'ya saat 11 civarında varıyoruz. İlk işimiz çantalarımızı otele atmak oluyor, burda Hotel Bernini adında bir pansiyonda kalıyoruz. Via della Sapienza'da şirin mi şirin bir pansiyon. Kalmak isteyenlere önerebiliriz ama tek bir sıkıntı var, banyo - wc ortak kullanım. Biz burda sadece 1 gece kalacağız. Sonra Floransa'ya geçeceğiz.

Otele vardığımızda bize tarihi Siena şehir merkezinin yollarını gösteren bir harita verdiler, oldukça küçük bir şehirmiş Roma'dan sonra çok küçük geldi :)) Ne yalan söyleyeyim ben başta sıkıldım biraz çünkü 4 gün boyunca Roma'nın canlılığından sonra burası biraz nasıl desem.... sönük geldi. Ama bir kaç saat sonra kendimi bir ortaçağ filminde oynuyor gibi hissettim. :))

Siena'nın merkezinde ufak bir ortaçağ kasabası var, etrafına ise yeni şehir inşa edilmiş durumda. Tarihi şehir merkezi UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi'ine alınmış. Bundan daha ziyade bizi fazlasıyla şaşırtan şeyi ise İtalya'nın en fazla turist çeken bölgesiymiş. Bunu okuduğumuzda inanamadık, çünkü bir meydanı, bi tane duomosu, bir tane de kulesi olan bir şehir merkezi, Roma'yı, Floransa'yı ve diğer şehirleri geçip nasıl olur da İtalya'nın en fazla turist alan şehri olabilir diye düşündük.

Bir süre otelde kaldık, belki de bir saat kadar. Otelimizin etrafı kliselerle dolu ve saat başı guguklu saat misali çanlar çalmaya başlıyor. Otelin çok güzel Siena manzaralı terası var. Ordan bizim için henüz yabancı olan bu şehre bakıyoruz. Sanki bir film çekiliyor ve biz de onun içerisindeyiz. Oldukça içten bir ortaçağ kasabası gibi. Daracık sokaklar, kum rengi duvarlar, yeşil panjurlar, kliseler ve çan sesleri... Konuşmadan saatlerce durabileceğiniz bir yer.

Hotel Bernini terasından bir görünüm
Dinlendikten sonra dışarı çıkıyoruz. İlk rotamızı otele çok yakın olan Basilica Di San Dominico'ya çeviyoruz. Bizi çok cezbetmeyen bir kilise olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Dış mimarisinde de iç kısmında da çok fazla bir çekiciliği yok maalesef. Dönemin hükümdarlarından St. Catherine için yapılmış, 1347 yılında yapımına başlamış 1380 yılında tamamlanmış. Burda çok fazla vakit harcamıyoruz. Siena sokaklarından geze geze geçerek Piaza Del Campo'ya varıyoruz. Buraya geldiğimde kendimi sahil yerinde gibi hissettim, çünkü bir tarafta restaurantlar bir tarafta souvenir shop'lar var. Bir kısım komple Palazzo Pubblico'ya ait. Ortada koca bir meydan ve meydanda yerlere oturmuş, sereserpe yatan insanlar var. Bayılıyorum Avrupalıların rahatlığına, bizde olsa kimse yerlere oturmaz ayıplarlar diye. Bizde oturan insanlar arasına katılıyoruz. Roma'dan gelirken hazırlamış olduğumuz peynirli sandviçlerimizi yerken içeceklerimizi içiyoruz. Biliyorum henüz daha erken, yorulmadık da ama gezilecek çok az yer var o yüzden hepsinin tadını çıkartmak istiyoruz.

Piaza Del Campo meydanında Palazzo Pubblico önünde otururken
Palazzo Pubblico'nun kulesi, Torre del Mangia, İtalya'nın ortaçağdan kalma ikinci yüksek kulesi. Bu kuleye çıkıp şehri yukardan görebilirsiniz, bunun için ücretini ödemeniz ve 505 tane merdiven çıkmanız gerekmekte. Palazzo Pubblico Siena'nın eski zamanlarında belediye binası olarak kullanılmaktaydı. Şuanda bir müze bulunmakta, Museo Civico. İçeri girmek istemiyoruz. Sandviçlerimizi yedikten sonra kalkıp, esas görülmesi gereken yere gidiyoruz, Duomo'ya. Duoma'yu dışardan gördüğünüzde gözlerinize inanamayacaksınız, muhteşem bir yapıt. Duomo yanında Campanile, Baptistry ve bir adet de Cyrpt var. Giriş için combined bilet alabiliyorsunuz, kişi başı 12€. Bununla Duomo içini, Baptistry, Duomo müzesini ve Crypt'i gezdikten sonra Campanile'e çıkıp Siena'ya tepeden bakacağız. :)

Duomo
Duomo üstündeki façade'lerin hepsi replica, orjinallerinin hepsi müzede sergileniyor. Girerken üstünüzde şal olmasına dikkat edin. Askılı ve kolsuz almıyorlar içeriye. Duomo'nun içi de dışı kadar güzel ve ihtişamlı. Girdikten sonra soldan başladığınızda gezmeye ilk olarak karşınıza Piccolomini Library çıkıyor. Dilerseniz burda makinelere 1€ atıp audio tur dinleyebiliyorsunuz. Kütüphaneden çıktıktan sonra solunuzda Chapel of St. John the Baptist'i bulabilirsiniz. (St. John the Baptist, Hz. İsa'yı vaftiz eden kişi, biz onu Hz. Yahya olarak tanıyoruz.). Yerlerde çok güzel mermer üzerine yapılan eserler var. Bunlardan en öenmlisi The Massacre of Innocents.




Duomo'yu gezdikten sonra çıkıp müze tarafına geçiyoruz. Burda görülecek çok bir şey yok açıkçası, Duomo üstündeki façade'lerin orjinalleri var. Biz üst kata çıkıyoruz, Campanile'den yukarı çıkacağız ve tepeden Siena'ya bakacağız. Üst katta papa kıyafetlerinin (sanıyorum onlar papa kıyafetleriydi) sergilendiği yerde yaklaşık 45dk bekledik kuleye çıkabilmek için. 20 kişi alıyorlar en fazla ve her 20 kişinin yarım saat süresi var. Yukarı biraz zor çıkıyoruz, tam bir kule merdiveni, dar ve sürekli dönüyor. Çıkarken başım döndü. Epey bir merdiven çıktıktan sonra yukarıya varıyoruz. Küçük bir balkon gibi burası. Gerçektende 20 kişiden fazlasını almazmış, 20 kişi bile zor sığdık. Ama manzara bir harika!!! Bir şehre tepeden bakmayı çok seviyorum. Yalnız ufak bir sıkıntı var, burası epey rüzgarlı...





Bir süre burda vakit geçirdikten sonra aşağı iniyoruz. Sırada Baptistry ve crypt var. Baptistry, kilisenin vaftizhanesi. Burası da en az kilise kadar güzel.


Crypt görülmeye değer mi tam olarak emin değilim hala, ama madem cobmined bilet aldık girmek şart oldu :)) Burası daha çok yeni bulunmuş, hala kazı çalışmaları devam ediyor. Yerde acılan kuyular var üzerleri camla kaplı, ordan bakıyorsunuz aşağıya. Crypt, ölülerin gömüldüğü kilise mahzeni demek. Ancak bu Crypt'in gezmekte olduğumuz Duomo ile ilgisinin olup olmadığı konusunda bir fikrimiz yok. Çok fazla, hatta neredeyse hiç açıklama yok bu konuda.

Crypt'i gezdikten sonra tekrar Piazza del Campo'ya çıkıyoruz. Bu meydan hakkında bilgi vermeyi unuttum. Burası Sieanın o ünlü at yarışlarının yapıldığı meydan. Biz bu meydanı çok sevdik, Siena'da en çok sevdiğimiz yer burası oldu. Burda zaman zaman oturup zaman zaman diğer turistler gibi yatarak vakit geçirdik. Hatta biralarımızı ve pizzalarımızı elimize alıp bu meydan yemeğimizi bile yedik. :)) Tek sıkıntı benim için biraz fazla serin olmasıydı, Siena'da çok üşüdüm maalesef :))


Siena'da yapılacak şeyler aslında bunlardan ibaret. Bundan sonrasını sokaklarında ve meydanlarında gezmeye ayırıyoruz. Biraz dinlenerek, biraz eğlenerek. :) Tüm akşamımı küçük bir meydanda geçireceğimi söyleselerdi gerçekten inanmazdım buraya gelmeden önce :)) Ben meydanda oturup kafamı boşaltmayı çok sevdim. Bu arada Siena'da hayatımda ilk defa espresso içtim, ancak beğenmedim :) Benim gibi kahve sevmeyen birinden nasıl bir yorum bekliyordunuz ki :))

Siena'dan sevgiler...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder